Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

KALDIRIMLAR, BAHAR ve YEMEK...

Barış GÜMÜŞBAŞ

06 Nisan 2009, 09:33

Barış GÜMÜŞBAŞ

   Merhaba… gelmiş dağlarına bahar memleketimin…  2005 yılında çıkarttığım “ insan olmaya geldim” kitabımdan bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum, mutlu zamanlar…

   

   KALDIRIMLAR, BAHAR ve YEMEK…
    
    Yoksul olmam, en azından maaşım paradan çok tevazudan oluştuğu için sık sık parasız kalmam sayesinde çok şey kazanıyorum aslında, aslına bakarsanız. Bu "yoksul şansını" galiba ilk kez her ayın ilk haftası geçip de paranın suyu tısladığında içime dolan başka tür bir zenginliği saptadığımda telaffuz etmeye başladım.
    Ayların ilk haftalarında cebimdeki paraya, daha doğrusu cebime dikkat kesiliyor, bu cep, duvarları, çeperleri banknotlarla kaplı bir tünel etkisi yapıyor ve beni sadece tek bir yere, kendi yalnız hayatıma çıkarıyordu. Oysa parasızlık, paranın yitimi günümüzde, müthiş, özel bir uzay, paranın hızlı eriyişi ile sürekli elden kaçan bir zamanın tersine vaat edilmiş topraklar gibi uçsuz, bucaksız bir başka zaman açıyor insanların önünde.
   
    'Politik-etik-butik'
    Ve bu "yoksul uzay-zamanı" içinde ben bu şehirde o bir haftalık körleşmenin ardından her ay çok daha ahlaklı, çok daha keskin, şiddetli, derin ve hepsinden önemlisi trajik yalnızlığımı unutturacak denli kalabalık bir hayat yaşıyorum.
    Eğer ben iktidarların yerinde olsam hükmettiklerime mümkün mertebe çok para verirdim ki, körleşme, paranın aptallaştırıcı etkisi daha uzun sürsün ve ben de zaman kazanayım.
    Çünkü parasızlık bize bu şehrin ne olduğunu gösteriyor. "Bir barış zamanı, bir özgürlük imgesi olarak" koca bir pazar, bir haz süpermarketi değil de, sınıf karşıtlığının bütün açıklığıyla sergilendiği, göründüğü bir savaş alanı, bir incelikler, derinlikler butiği, bir "politik-etik-butik".
    Sınıf savaşı, toplumsal eşitsizlikler şimdi baharın gelmesiyle birlikte kışlık örtülerinden, giysilerinden sıyrılarak resmen kaldırımlarına taşınıyor bu şehrin. Nişantaşı'ndaki Brasserie'nin ya da Planet'in önündeki kaldırımda bir masada rizotto'sunun son pirinç tanelerini sıyıran ya da armutlu tartatenle öğle yemeğini tamamlayan (bu arada: Armut, Almanca'da yoksulluk anlamına gelir, tesadüf işte) bir işkadını veya bir işadamı ile bulabildiği en yakındaki bakkaldan zeytini tane ile almış bir Kürt inşaat işçisinin karşılaşması ve göz göze gelmesinden daha iyi ne anlatır Türkiye sınıf savaşlarını? (Ve tabii bu sınıfsal ayrışma sonucu kaçan, kaçırılan ve kaçmasaydı sonrası, orası bizi pek ilgilendirmeyecek olan şehvetli bir fırsatı?)
    Hah, parasızlık mesela benim böyle şehvetli fırsatları kaçırmamı da engelliyor ve hayatımın bu tarafı da zenginleşiyor cebim boşalınca.
   
    Türkiye daha bunu 'hak etmedi'
    Neyse, baharla birlikte kaldırımlarda kurulan sofralara dönersek: Ben bunu asla yapmıyorum, tanıdıklarımı da uyarıyorum kafelerin, lokantaların göz önündeki masalarında tıkınmamalarını. Türkiye, bu şehir, bir yoksulluk beldesi dünyanın. Bir annenin ya da babanın sokaklarda, kaldırımlarda yenenleri imrenmesin diye elinden tuttuğu çocuğunu sürekli meşgul etmek zorunda kalmasını, çocuğu karşısında duyduğu mahcubiyeti hissetmeye çalışın ve yapmayın bunu. Bütün o süslü, dekore tabaklarınızı, bol bulamaç soslarınızı alıp içlerine, kuytularına taşının o kafelerin, lokantaların.
    Türkiye, henüz Avrupa'nın refah ve sosyal güvence toplumlarının geldiği noktada değil, bu gidişle de zor hak eder kaldırımlarda yemek yemeyi. 
   

BARIŞ GÜMÜŞBAŞ / “İNSAN OLMAYA GELDİM “ KİTABI

Bu haber 2677 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
TÜRK’E MEKTUP-120 Ağustos 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi