Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 8 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

08 Kasım 2012, 18:26

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 8 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

 

            Mekke’ye giriyoruz. Girişte Kâbe’nin yanına yapılan saat kulesi görünüyor. Mekke’nin her yerinden görünmesi için özel yapılmış. Şehir içinden sokaklardan dolaşarak birazda adresi tam bilmediğimizden Bayram hocanın telefon konuşmaları ile gelen eskort eşliğinde otele giriyoruz.

            Otobüsten inişimizde Simetri şirket sahibi adaşım ve meslektaşım Fazlı abi ve muhterem eşi tarafından karşılanıyoruz. Daha sonraları bazen kızdığımızı yüzüne söylediğimizde bile mütevazi tavrından hiç taviz vermeyen ve benim Hz Osman’a benzettiğim adaş abim ve eşi bizleri yemeğe aldılar. Yemek esnasında odaların anahtarlarını teslim ettiler. Eşyalarımızı odalara bıraktık. Abdestlerimizi tazeledik ve otobüste buluştuk. Telbiyeler, tekbirler, salâvatlar ile Kâbe’ye vardık.

            Otobüsten inip kabemize doğru yürümeye başladığımızda kalbimizin yerinden söküleceğini hissediyoruz. Hoca daha önce defaten geldiğinden nereden götüreceğini nerden bizi en rahat ilk bakışa sunacağını iyi biliyordu.

            Zemzem bidonlarını gördüğümüzde hocanın ikazı ile durduk. “kana kana için” dedi. Müslüman olmayanlar zemzemi kanarak içemezler. Daha önceleri hacdan veya umreden gelenlerin küçük zemzem bardakları ile dudaklarımıza değen zemzemin bidonlarının yanındayız. Gerçekten kanarak içiyoruz. Sonra yürümeye devam ediyoruz. Kabe’ye doğru. Başınızı öne eğin diyor hoca.

            Eğiyoruz başımızı ve yaklaşıyoruz. İlk bakış çok önemli. Yaradan rabbimizin Kabe’yi ilk bakışta yapılan duaların kabul edeceğini bildiğimizden kendimiz “ o “ ana hazırlıyoruz. Birbirimizden tutarak yaklaştık. İçimiz ılıdı, kalbimiz daha bir başka atmaya başladı.

            Allah’ım ilk bakışta ne isteyecektik. Kendimiz için mi isteyecektik. Vebal atıp ilk bakışta bizi unutma diyenleri mi hatırlayacaktık. Evlatlarımız mı gelecekti aklımıza. Nasıl bir şeyle karşılaşacaktık. Aklımız duracak gibi geliyor. Bu nasıl bir duygu biliyor musunuz?  Tarifi yok inanın yok. Ama teşbihte hata olmazmış. Dünya üzerindeki en büyük makamda bir insan düşünün. Sizi çağırmış, gel demiş, sizden makama çıkmanızı istemiş. Dile benden ne dilersen demiş. Bu durumda heyecanlanır, meraklanır, nasıl ile başlayan tüm sorular beyninizde dolanır duru ama cevabı ancak görünce anlarsınız değil mi? Bu duygu bunun sayısız kadar fazlası. Buyurun gözünüzde canlandırın nasıl bir his, nasıl bir duygu ile Rahmanın ilk taşını Cebrail (As)’e koydurduğu Kabe’ye bakışınızı gelişinizi.

            Evet, kafanızı kaldırın ikazı ile başımızı kaldırıyoruz.

            Bu nasıl anlatılır ki. Nasıl kelimeler dökülür ki. Nasıl yaşamayan birine bu duygular anlatılır ki. Belki pek çok şey isteyecektik. Belki defaten hazırlıkta yaptık, provada yaptık neler diyecektik. Ama boş verin her şeyi. Boş verin zamanın akışını, hayatın devam ettiğini. Dursun her şey. Ne karep oynasın yerinden ne yelkovan görevini yapsın.

            Sadece ağlıyorum sadece gözlerimden süzülüyor bu ana kadar Rabbim için dökülen gözyaşlarının toplamından bin fazlası damlalar. Hıçkırma veya iç çekme sözü az kalıyor. Varsa ilk gördüğünde kendisini frenleyen ve ağlamayan biri bir daha düşünsün nerede olduğunu.

İlk bakış

            Günde en az beş vakit yöneldiğimiz ve Rabbimizin huzuruna çıkacağımız yaman aklımız ile birlikte vücudumuzu da çevirip “yönüm kıbleye, kıblem Kabe’ye” dediğimiz yerdeyiz. İşte o uzaktan görmeden sevdiğimiz ve teslim olduğumuz Kâbe’nin karşısındayız. O yapının yanındayız.

            Bu nasıl bir duygu. Çölde günlerdir susuz kalan birinin serap olmadığından emin olduğu su pınarına ulaşması gibi bir şey. Bu susuzluktan boynunu bükmüş papatyanın dibine su dökmeye benziyor. Bu ağıldaki kuzunun meradan gelen annesine kavuştuğu an gibi bir duygu

Şimdi kapatın gözlerinizi. Bir şey düşünün. Ulaşılması imkansız olsun. Bir şey isteyin, imkansız olsun. Bir şey talep edin ama bu talep ettiğinizin olmasının mümkün olamadığını bilin.

            Evet, işte o talebiniz, o isteğinizin gerçekleştiğini hissedin. Sizin olsun o isteğiniz. Elinizde şuan. Sadece sizin. İşte bu duygu ondan bile fazla bir duygu. Yani imkansızın imkanlı olduğu an.

Gözler ilk bakışta sel oluyor. Öyle pınar pınar değil akan yaş resmen sel. Dudaklardan tek kelime dökülüyor elinizde olmadan “ALLAH” bu kelime dilden dökülürken kalbin can damarından koparak geldiğini hissediyorsunuz. Kalp ile dil tesbihat yaparken, gözyaşları ile onlara eşlik ederken beyin güzellikleri kaydediyor. Hafızaya alıyor ileride kullanılmak üzere. Ardından ilk duayı hatırlatıyor. İlk dua da kimler olacaktı, kimlerin adı anılacaktı, kimler için ne dualar Yaradan’dan niyaz edilecekti onu hatırlatıyor. Dilinizden bu sefer dualar dökülüyor. Dökülüyor ama toparlamak mümkün değil ki. Kelimeler, cümleler hayır harfler birbirine giriyor. Hepsini ilk dua kabul etsin diye Rabbimiz hepsini birden söylemek istiyorum.

Gözlerim muhteşem yapıda. Siyah bir şeye bu kadar mı yakışır? Bu kadar mı ihtişamlı durur bir yapı. Bu kadar mı çekici olur. Şükür az geliyor. Dilden dökülen az, kalpten geçen az, beyindeki algılama az geliyor.

İnsanlar dönüyor, Kabe’de tavaf ediyor. O tavaftakilerin hepsinin duasını tek tek duyduğunuzu hissediyorsunuz. Yarabbi diyorsunuz bu insanların dualarının Salih olanlarının saf olanlarının sade olanlarının halis olanlarının hepsini istiyorum. Ben bunların duasına amin diyorum, onlarında duasının olmasını diliyorum, ama bende o dualardan istiyorum. Cenneti isteyenle cenneti, sağlık isteyenle sağlık, evlatlarına hayırlı gelecek dileyenle onu diliyorum. Mutluluk isteyenle mutluluk, hayırlı zenginlik isteyenle onu diliyorum diyorsunuz.

Çene yerinde durmuyor. Zangır zangır. Soğuk desen değil, korku desen değil ama titriyor işte durmuyor yerinde. “en” in karşısında olmanın dayanılmaz heyecanı var. Elerin semaya kalkması için kollar yardım ediyor. Ama omuzlar düşmüş, zorlanıyor. Avuçlar semada. Tüm vücut kayıtsız şartsız teslim olmuş durumda. Yaradan’ın emrinde. Lebbeyk allahümme lebbeyk. Buyur buyur Allah’ım buyur.

Dizler taşımaz oluyor vücudu. Çöktü çökecek. Ama ayakların fendi yeniyor dizleri. Çünkü ayaklar biran önce daha yakına girip tavafa başlamak istiyor. Yok diyor öyle dizlere burada çöküp kalmak yok. Hadi yakına git, hadi biran önce dönmeye başla rabbinin yapısının çevresinde.

Bayram hocanın yapmış oldu dua ile biraz toparlanıp “amin” diyorsunuz. Dileklere amin, şükre amin, burada olmaya amin.

Sonra dünyadaki her atom parçacığı gibi bizde giriyoruz o girdaba ve başlıyoruz tavafa, başlıyoruz Kabe’nin etrafında kalbimizi Kabe’ye çevirerek her şeyimizle dönmeye.

 

Yazının devamı bir sonraki gün

Bu haber 1857 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
MAZERETLER13 Eylül 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi