Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Arınmaya yolculuk 11 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

12 Kasım 2012, 17:50

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 11 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

 

 MÜLTEZEM

            Haceru’l-Esved ile Kâbe kapısının arasında bulunan kısma Mültezem denir. Mültezem ; sıkı sıkıya yapışılan yer demektir.

            Peygamberimiz: “Rükn ve kapı arası Mültezem’dir. İhtiyaç sahibi, sıkıntı veya gam sahibi her kim, onun önünde Allah’a dua ederse kabul edilir.” buyurmuştur.

            İbn-i Abbas’ın rivayetine göre: Peygamberimizin, göğsünü, sağ yanağını, kollarını ve avuç içlerini tam açarak Mültezem’e yapıştırdığı bildirilmektedir.

            Kâbe’nin duvarına yapışmak ve sarılmaktaki maksadımız, Kâbe’nin Rabbine yaklaşmak ve cehennemden korunmak içindir.

            Kâbe’nin kapısının eşiğine sarılmakta bir sakınca yoktur.

Kütüb-i Sitte, c.4, Hadis No: 1351.

Kütüb-i Sitte, c.4, Hadis No: 1345.

            Mültezeme yapışmak: Yapılan bir hata sebebiyle, hata yapılan kişiden özür dilemek amacıyla ısrarla af dilemek, eteğine sarılıp “Sen beni affetmeden buradan ayrılmam” diyen kişi gibi, Allah’tan af dilemektir.

            Bazı kaynaklarda Cenâb-ı Hakkın Hz. Âdem’in tövbesini Mültezem’de kabul ettiği bildirilmektedir.

            Sahabeden Abdurrahman İbn-ü Safvan anlatıyor: Mekke’nin fethedildiği gün Rasûlullahı, ashabı ile birlikte Kâbe’den çıkarken gördüm. Beytullah’ı kapısından Hatim’e kadar selamladılar ve Beytullah’ın üzerine yanaklarını koydular.

            MAKÂM-I İBRAHİM

            Makâm-ı İbrahim; Kâbe kapısının karşısında, Kâbe’ye yaklaşık 15 metre uzaklıkta sarı bir muhafaza içinde, üzerinde Hz. İbrahim’in ayak izlerinin bulunduğu, Allah’ın apaçık delillerinden birisidir. İzlerin uzunluğu yirmi iki, genişliği on bir, derinliği on santimdir.

            Hz. İbrahim, Kâbe’yi inşâ ederken duvarlar yükseldikçe daha rahat çalışabilmek için Hz. İsmail’in getirdiği büyükçe bir taşı, iskele olarak kullandı. Kâbe’nin dört bir tarafına çekile çekile iskele vazifesi gören bu taş, Hz. İbrahim’in ayaklarından, kıyamete kadar muhafaza etmek üzere nasibini aldı. Hz. İbrahim bir gün onun üzerinde çalışırken, topuklarına kadar o taşa gömülüverdiğini hissetti.

            Kendisine ateşi gül bahçesine çeviren, şimdi de taşı ayaklarının altında hamur gibi yapmış, insanlık durdukça duracak bir imza atmıştı.

Kütüb-i Sitte, c.4, Hadis No: 1338.

Bu taş, Hz. İbrahim (a.s.) devrinden beri Kâbe duvarına bitişik denilecek kadar yakın bir yerde kalmıştır. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) tarafından, tavaf edenlerin rahatça tavaf edebilmesi düşüncesiyle aynı cihet ve aynı doğrultuda olmak üzere Kâbe’den uzağa taşınmıştır.

            Önceleri üzerine bina yapılıp bir oda içine alınmış ise de yine tavaf edenlere güçlük verdiği için bina yıkılmış, bu defa üzerine, dışarıdan rahatça görülebilecek şekilde bir mahfazaya alınmıştır. Hz. İbrahim’in ayaklarına gelen kısmı gümüşle kaplanmıştır.

            Kâbe’yi tavaf edenlerin, tavaf bittikten sonra sünnet olarak kılacakları iki rek’at namazı, mümkünse bu taşın gerisine çekilerek ve Kâbe’ye yönelerek kılmaları müekked sünnettir.

            Sahabenin rivayetlerine göre Efendimizin ayak iziyle makamdaki ayak izi birbirine çok benziyordu.

            Allah-u Zülcelâl, Kur’an-ı Kerim de: “Kâbe’de apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır.” “İbrahim’in Makâmından namaz yeri edinin.” ayetleriyle özel bir yer ayırmış, bu taşın sıradan bir taş olmadığını bildirmiştir. Peygamber Efendimizde; “Haceru’l Esved ve Makâm (Makâm-ı İbrahim) cennet yakutlarından iki yakuttur.  Allah (c.c.), Onların nurunu örtmüştür. Eğer örtülmemiş olsalardı, doğu ile batı arasını aydınlatırlardı.” buyurmuşlardır.

Al-i İmran 3/97.

Bakara 2/125.

Kütüb-i Sitte c.4, s.374.

            Peygamber Efendimiz yaptığı tavafın ardından Makâm-ı İbrahim’e gitmiş, Makâm’ı, Beytullah ile arasına alarak iki rek’at namaz kılmıştır. Namazdan sonra sesini yükselterek “İbrahim’in makâmından namaz yeri edinin” ayetini okumuştur. Efendimiz kâbe’de namaz kılarken makâmı önüne alarak Kâbe’ye yönelirdi.

            HUFRE-İ MUACCEN

            Buraya Makâm-ı Cibrîl de denir. Rükn-ü Irakî köşesinden ve Kâbe’den Makâm-ı İbrahim tarafından altı metre uzunluğunda, dört metre genişliğinde, üç buçuk metre derinliğinde bir çukurluk idi.

            Hz. İbrahim ( a.s.) in Kâbe’yi inşâ ederken çamurdan harcı bu çukurlukta kardığı rivayet edilir. Cebrâil (a.s.) de namaz farz kılındığında Rasûlullah Efendimize bu mekânda beş vakit namaz kıldırarak imamlık yapmıştır.

            HİCR

            Kâbe’nin kuzeybatı duvarının karşısında, zeminden bir metre kadar yüksek olan, 1,5 metre kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvara Hatim denir. Bu duvarla Beytullah arasındaki boşluğa Hicr denir. Hicr-i İsmail,Hicr-i Kâbe veya Hatîra da denmektedir.

            Burası Hz İbrahim’in inşâ etmiş olduğu Kâbe’nin içerisine dahildi. Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor: “Ben Kâbe’ye girip içinde namaz kılmayı çok arzu ediyordum. Rasûlullah ellerimden tutup beni Hicr’e soktu ve: “Beytullah’a girmek istiyorsan burada namaz kıl. Zîra burası ondan bir parçadır. Senin kavmin Kâbe’yi (tamir maksadıyla) yeniden inşa ederken, inşaatı kısa tutup onu Beytullah’tan hariç bıraktılar” dedi. Ben: “Ey Allah’ın Rasûlu, inşaatı Hz. İbrahim’in temellerine oturtmayacak mısın?” dedim. “Kavmin küfre yakın olmasa mutlaka yapardım.” Buyurdu.

            İbn-i Abbâs; oraya Hatîm demeyin, “O Hatîm değildir” der. Cahiliyle insanları birbirleriyle yeminleşecekleri zaman, yemin eden kimse bir kamçı veya ayakkabı veya yay veya bir değnek atar, bunu yeminine işaret kılardı. Bu sebeple oraya hatîm adını verdiler.

            Miraç gecesi Cebrail (a.s.) bir kısım meleklerle gelip peygamberimizin göğsünü yarmış, içini zemzem ile yıkayıp sonra hikmet ve iman nuru ile doldurmuşlardır. Bu hadise peygamberimiz hicr de uyurken gerçekleşmiştir.

Hz. Hâcer ve Hz. İsmail’in kabri “Hicr” dedir.

 

            ALTIN OLUK

(MÎZÂB-I RAHMET)

            Kâbe’nin kuzeybatı duvarının üstünde ve bu duvarın ortasına gelecek şekilde yerleştirilen su oluğudur. Kâbe damında biriken yağmur suları, bu duvara bakan Hicr’e akmaktadır. Altınoluğun ucunda, suyun aşağı doğru hafifçe akmasını sağlamak için yapılmış bir çıkıntı mevcuttur.

Kütüb-i Sitte c.4 Hadis No:1411.

Kütüb-i Sitte c.4, s.414.

Tecrid-i Sarih Tercemesi c.6, s.17.

            Hz. İbrahim (a.s.) Kâbe’yi inşâ ettiğinde üstünü örtmemişti. Peygamber Efendimiz otuz beş yaşında iken Kureyş tarafından yapılan inşâsında üstü tavan ile örtüldü ve Hicr’e bakan kuzey duvarının üstüne bir oluk yerleştirildi.

            Kâbe damına konulan ilk oluk budur.

            Kâbe’nin oluğu ilk defa Emevî halifesi tarafından 705 yılında altınla kaplatıldı. Altınoluk diye anılması bu tarihten sonradır. 1856 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid yeni bir altınoluk koydurdu. Şimdi mevcut olan altınoluk ise Suudi kralı Fahd’ın yaptırdığı oluktur.

            Kıble, Kudüs’ten Kâbe yönüne doğru değiştirildiğinde Medine’de Mescid-i Nebevi’nin kıblesi tam altınoluğun bulunduğu yere isabet etmişti. Resulullah Mekke’ye geldiğinde ise Makam-ı İbrahim’in bulunduğu taraftan Kâbe’ye yönelmeyi tercih etmiştir.

            “Hayırlı insanların içeceğinden için, seçkinlerin namazgâhında namaz kılın.” diyen İbn-i Abbas’a bunların ne olduğu sorulduğunda; “Hayırlıların içeceği Zemzem,

seçkinlerin namazgâhı da Mizâbın altıdır.” diye cevap vermiştir.

            Ata b. Ebû Rebâh şöyle der: “Kim Kâbe’nin oluğu altında durur da dua ederse duası kabul olunur ve anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınır.”

            Peygamberimiz tavaf sırasında oluğun altına geldiğinde “Allah'ım! Senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim” diye dua etmiştir.

            Bizler de Türkiye’den kıble’ye yöneldiğimizde Altın oluğun bulunduğu noktaya doğru yönelmiş oluyoruz.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.2, s.538.

 

Yazının devamı bir sonraki gün

Bu haber 1707 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
HER KESİN SIĞINDI20 Nisan 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi