Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Arınmaya yolculuk 17 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

19 Kasım 2012, 03:43

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 17 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

Tekrar umre

            Kabe’de kaldığımız süre içinde tavaf yapalım istiyoruz, say yapalım istiyoruz, umre yapalım istiyoruz. Bu nedenle yani umre yapma nedeniyle farklı yerlerden ihram giyip umre yapmamız lazım.

            Bayram hoca Allah(cc) razı olsun. Çok güzel program yapmış. Umreyi nasıl yapacağımız, nereden yapacağımızı ilan panosuna yazdığı gibi bizlere de söyledi. Bu arada nasıl eksiklerini söyleyip eleştirip yerden yere vurmasını biliyorsak teşekkürü de yapmamız lazımdır. Simetri turizmi tebrik ediyorum. Gerçekten tüm adımlarda yapması gerekeni yaptılar. Güzel organizasyon ve güzel ekip kurulmuş. Ekibin her biri ayrı bir değer. Herhalde grupta en fazla onları soruları ve her olumsuzluğa karşı çıkarak Fazlı abiyi, Bayram hocayı, Cemile hocayı, Mahmut gardaşımı rahatsız eden benimdir. Ama bir o kadar da onlara hizmetlerinden ve yaklaşımlarından dolayı teşekkür eden benimdir yine.

            Hocamız üç umre yapacağımız söyledi. 3 farklı bölgeden yapacağız. Farklı günlerde birini iftardan hemen sonra yaptık. Teravih namazının sonlarına yetiştik. Bu nedenle ikinci ve üçüncüyü ikindi namazından sonra yaptık. Kabe’ye iftardan sonra girdik.tavaf ve sayı rahat rahat yetiştirip hem de teravih namazını sıkışmadan rahat kılma imkanı oldu.

            Bu üç umremizi;

            TEN’İM’DEN UMRE

            İhramlarımızı kuşandık. Arkadaşlarımız da hazır olunca otobüse binip hareket ettik. Mekke’nin dışında büyük bir mescidin önüne durduk.

Burası Ten’im mescididir. Umre ya da Hz. Âişe Mescidi adıyla da bilinir. Hz. Âişe validemiz Peygamberimizle birlikte Hac için Mekke’ye geldiğinde, bayanlara ait özel hâli sebebiyle Umre yapamadan Arafat’a çıkmış sadece hac yapmak zorunda kalmıştı. 

Haccını tamamlayıp Mina’da, özel hâli bitince, durumu Efendimize bildirdi ve: “Ya Rasûlallah! Herkes bir Hac ve bir Umre ile Medine’ye dönerken, ben bir Hac ile dönüyorum” diyerek şikâyetini ve üzüntüsünü dile getirdi.

            Bunun üzerine Efendimiz, Hz. Âişe validemizin erkek kardeşi Abddurrahman’ı çağırarak; “Ey Abdurrahman! Kız kardeşini devenin arkasına al, Ten’im’den itibaren umre yaptır.

            Mescide girip iki rek’at ihram namazı kıldık. Topluca umreye niyet ettik. Telbiye, Tekbir, Tehlil, Tesbih ve Salâvat okuduk. Otobüse binip hareket ettik.

            Yol boyunca Telbiye ye devam ettik. Mekke’nin gecesi de gündüz gibi, çok iyi aydınlatılıyor. Ten’imdeki tepelere bakıyorum ve düşünüyorum. Acaba bu dağların, tepelerin dili olsaydı kim bilir neler neler anlatırdı.

            Uhud savaşından dört ay sonraydı. Haince bir plânla arkadaşlarıyla birlikte Hubeyb b. Adiy ile Zeyd b. Desine Reci mevkiinde pusuya düşürülmüş ama bu ikisi esir alınıp Mekke’ye götürülmüşlerdi. Uhud ve Bedir savaşlarında öldürülen babalarının intikamını almak, işkence yapıp eziyet çektirdikten sonra öldürmek amacıyla Hz. Hubeyb’i, Haris bin Amir’in çocukları yüz deveye, Hz.Zeyd’i de Saffan bin Umeyye elli deveye satın almışlardı.

            Müşrikler, bu iki sahabeyi zincirlere vurup, sevinç naraları atarak Ten’im mevkiine götürdüler. Ten’im adeta panayır yerine dönmüştü. Önce Hz. Zeyd’i getirdiler. Dininden dönmesi için teklifte bulundular. Hz. Zeyd onların bu tekliflerine: “Hayır, vallahi hiçbir zaman dinimden dönmem, imanımdan olmam.” diyerek cevap verdi.ve… Hz. Zeyd göğsüne saplanan mızraklarla cennetteki makamına yükseldi.

            Sıra Hz. Hubeyb’e gelmişti. Ona da dininden dönmesini teklif ettiler. O da kabul etmedi. Hz. Hubeyb, son olarak Rabbinin huzuruna çıkmak istiyordu, “Müsaade ederseniz, bırakın da iki rekat namaz kılayım” dedi. Müsaade edildi. Hz. Hubeyb, âdâb ve erkânı ile huşu içinde iki rekat namaz kıldı, sonra müşriklere dönüp; “Vallahi, ölümden korktu da namazı uzattı demiyeceğinizi bilseydim, namazı uzatırdım.” dedi.

            Onu attıkları mızraklarla şehit ettiler. Ruhunu teslim edeceğini anlayan Hz. Hubeyb, Rasûlullah’a selam göndermek istedi ve son sözleri:

            “Allah’ım, sen bize Rasûlunün Peygamberliğini tebliğ ettirdin. Bize reva görüleni de Rasûlune eriştir. Allah’ım selâmımı Rasûlune ulaştıracak kimseyi bulamadım. Ne olur selamımı sen ulaştır.” oldu.

            O sabah Efendimiz ashabıyla sohbet ediyordu. Birden üzerinde vahiy hali belirdi;“Ve aleyhisselam” Sahabeler, “Kimin selamını aldın, Ya Rasûlullah?” dedi. Peygamberimiz: “Kardeşiniz Hubeyb’in selamını. Müşrikler onu şehit ettiler” dedi.

            Tavaf esnasında Afrika’dan Asya’ya, Uzakdoğu dan Avrupa’ya kadar dünyanın değişik yerlerinden gelen, kiminin ten rengi siyah, kimi çekik gözlü, kimi sarışın din kardeşlerimizin her biri kendince Rabbimi anıyor, ona yalvarıyordu. Hele biri zayıf ve çelimsiz bedeniyle sağ elinin işaret parmağını göğe kaldırmış “Ellah Ellah” diyerek tavaf ediyor, gözlerinden akan yaşlar bağrına dökülüyordu.

            Allah'ım ne müthiş bir manzara…          Bugüne kadar ellerimi açıp dua ettiğimde Rabbimin sadece benim dualarımı işittiğini zannederdim. Oysa Rabbimin nice güzel dua eden, ne kadar da çok kulları varmış.

 

            Tavaf sonunda hemen yapıştım Kâbe’nin duvarına. Göğsümü, sağ yanağımı, kollarımı ve avuç içlerimi yapıştırdım. Sağımda ve solumda dua eden, af dileyen, hıçkırarak ağlayanlar var. Hani derler ya “Taş olsa erirdi” diye. İnsanın o atmosferde kısa bir tefekkürden sonra, gönlünden ve dilinden dökülüveriyor samimi duyguları.

            Allah'ım! Ben senin kulunum, Aczimi bildim, huzuruna geldim...! Büyük-küçük, gece-gündüz, gizli-açık, çok hatalar ettim. İşte kulun! işte beytin! Affet Allah'ım..! Sen burada nice günahları affettin.., Beni de Allah'ım!, Beni de affeyle...! Kapına geldim, beyt’inin eşiğine baş koydum. Senden başka hiçbir şeye kulluk yapmadım.

Ne gidecek bir yerim, Ne de affedecek biri var..! İhtiyaç sahibi ancak dostunun kapısına gider.Ben de senin kapına geldim...!

            Namazdan sonra etrafıma bakınırken on beş-yirmi kişilik bir grub halka olmuş, yapılan sohbeti dinler vaziyette gördüm. Hepsi gençti, pırıl pırıl simaları vardı. dinlemeye koyuldum. Rehberleri anlatıyordu: İbni Erkam’ın evinde toplanan ve otuz sekiz erkekten oluşan ilk Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir’in teklifiyle Kâbe’ye gidip, tebliği açıktan yapmak üzere yola çıktılar.           Kâbe’ye gelip, akrabalarının yanına vardılar ve onları İslam’a davet ettiler. Müşrikler, onlara hücum edip, feci şekilde dövdüler. Hz. Ebû Bekir’i ayakları altına alıp, tekmelediler. Onun öldüğünü zannederek bıraktılar. Hz. Ebû Bekir’in akrabaları olayı haber alır almaz koşarak geldiler.

            Bir örtüye sarıp onu evine götürdüler. Baygın bir haldeydi. Akşama doğru kendine gelir gibi oldu ve ilk sözü; “Rasûlullah ne yaptı, nasıldır?” diye sormak oldu.

            Merakla başında bekleyenler bu söz üzerine kendisini azarlayıp kalktılar. Annesi, baş başa kalınca bir şeyler yedirip, içirmek istediyse de Ebû Bekir; “Rasûlullah ne yaptı, Ona ne oldu?” diyor, başka bir şey söylemiyordu. Kendisine Rasûlullah’ın hayatta ve iyi olduğu haberi verilince;              “Vallahi, onun yanına gidip, kendi gözlerimle görmedikçe ne yer, ne de içerim” dedi.   Ebû Bekir’i ikna edemeyeceklerini anlayınca, akşam karanlığında kollarının arasına girip, Efendimize götürdüler. Efendimiz, biricik dostunu o halde görünce, kucakladı ve öptü. Biz İslam’ı hazır bulduk, sahabe efendilerimiz çok çile çektiler.  Birde Habbab b. Eret’i de var.

            Habbab b. Eret, Sahabelerin ilklerindendi ve demircilik yapardı. Akraba ve yakınları yoktu, sahipsizdi. Müşrikler onu yakalayıp, işkence yapmak için yaktıkları ateşin içine atarlardı. Kalkmasın diye ayaklarıyla da üzerine basarlardı. Sırtından eriyen yağlarla ateş sönünceye kadar işkenceye devam ederlerdi. Bu yüzden sırtı benek benekti.

            Habbab b. Eret, yine bir gün müşriklerin işkencelerine maruz kalmış, belki teselli olurum diye, belki şikayet sadedinde Kâbe’de bulunan Efendimize gelmiş ve; “Ya Rasûlallah! Allah’ın yardımı ne zaman gelecek? Şu müşriklerin helâki için dua etmez misin?” demişti.

 

            Peygamberimiz; “Sizden önceki milletlerde öyle kimseler vardı ki demirden taraklarla etleri kemiklerine kadar taranırdı da, yine de bu işkenceler onları dinlerinden çeviremezdi! Şüphesiz Allah bu davayı tamamlayacak. Ama siz acele ediyorsunuz.” diye cevap verdi.

            Bu güzel sohbetten sonra üzerimdeki ihram havlularını çıkarmak, duş alıp, günlük kıyafetlerimi giymek için otele döndüm.          

Yazının devamı bir sonraki gün

Bu haber 1718 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
HER KESİN SIĞINDI20 Nisan 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi