Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
DüğünlerimizFOTOĞRAFLAR HER ZAMAN İBRET VERİR VE BİRŞEYLER HATIRLATIR-2 (açın)FOTOĞRAFLARIN DİLİ OLSA-3Künye

EN ÇOK OKUNANLAR

Arınmaya yolculuk 30 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

08 Aralık 2012, 19:02

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 30 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

            PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV

            Peygamberimizin doğduğu ev büyük dedesine aitti. Abdulmuttalib’e miras kalan ev, Abdulmuttalib’in mallarını çocukları arasında taksim ederken Efendimizin genç yaşta vefat eden babası Abdullah’a düşmüş, ondan da Efendimize intikal etmişti. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra bu ev için bir hak talep etmemiş, Mekke’ye geldiği zaman da bu evi kullanmamıştır.

            Bu ev 1959 yılından beri Mekke Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

            Efendimizin dünyaya teşriflerinden önce, yeryüzü manevî bir karanlıkta boğulmuştu. İnsanlık tevhit inancından uzaklaşmış, putlardan medet bekliyordu. Zulüm artmış, insanlar birbirlerini yiyen canavarlar gibi vahşileşmişti. Dünyada huzur adına bir şey kalmamıştı.

            Sînelerden merhamet sökülüp atılmış, kız çocukları diri diri toprağa gömülür olmuştu. Kuvvetli olan zayıfı eziyor, yetim çocukların malları talan ediliyordu. Zalimler dışında mutlu bir çehre yoktu. Cehaletle zulüm her tarafta kol geziyordu. Bu arada baba Abdullah, doğuma iki ay kala vefat etmişti.

            Gök ehli onu bekliyor, yer ehli onu bekliyor, Kâinat nefesini tutmuş o kutlu ânı bekliyordu. Tarihler mîlâdi 571, Nisan’ın yirmisini, Hicrî, Rebîul-Evvel ayının 12. gecesini gösteriyordu. Mekke’de mütevâzi bir ev, günlerden pazartesi, vakit seher vaktiydi. Yer ve gök ehlinin en şereflisini taşıyan anne Âmine, evde o mutlu ânı beklerken, kulağına gelen bir sesle korkmuştu. Yanına gelen beyaz bir kuş, kanadıyla sırtını sıvazlamış, korku ve kaygıyı gidermişti.

            Âmine, kendisine ikram edilen beyaz bir kâse içindeki şerbeti içmiş, içi-dışı nur denizine dönmüştü. Anne, yavrusunu hiç zahmetsiz dünyaya getirmişti.

            Doğduğunda, secdeye varmış, parmağını göğe doğru kaldırmıştı. Sırtında, iki kürek kemiği arasında, güvercin yumurtası büyüklüğünde “Nübüvvet Mührü” nü taşıyordu.

            Bu sırada beyaz bir bulut gelmiş, onu sarmış kundaklamıştı. Bulut: “Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin; tâ ki mahlukat Muhammed’i, ismiyle, sıfatıyla suretiyle tanısınlar!” emriyle gözden kaybolmuştu.

            Doğum haberi, Kâbe civarında arkadaşlarıyla sohbet eden dede Abdulmuttalib’e ulaştırılınca, hemen koşup eve gelmiş, öksüzünü kucağına almış, öpüp koklamıştı.

            Doğumunun yedinci gününde, develer, koyunlar kurban edilmiş, Mekke halkına ziyafet verilmişti. Umumî ziyafette Abdulmuttalib’e: “Çocuğa ne ad koydun?” diye sorulunca, cevaben; “ Muhammed!” demişti.

            “Atalarının arasında böyle bir ad yoktu, Neden bu ismi verdin?” diye sorulunca da; “ Umarım ki, O’nu gökte Hak, yer de halk övecektir.” diye cevap vermişti. Muhammed, övülen kişi demekti.

CENNETÜ’L MUALLÂ

            Cennetü’l Muallâ, Mekke’nin kuzey-doğusunda, Harem’e yaklaşık 2,5 km uzaklıkta, cahiliyle döneminden beri Mekkelilerin kabristanıdır. Peygamberimizin dedeleri, Abdülmenaf ve Abdülmuttalip, amcası Ebû Talip, Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice, oğulları Kasım ile Abdullah, Hz. Ebû Bekir kızı Esma, Abdullah bin Zubeyr ve

daha pek çok İslam büyüğü bu kabristan da medfundur.

Hz. HATİCE (R.ANHA)

            Peygamber Efendimizin ilk hanımıdır. Müminlerin annesidir. Nesebi, Peygamberimizle büyük dedeleri Kusay’da birleşir. Cahiliyye döneminde bile iffetinden ve temizliğinden dolayı Tahire diye adlandırılırdı.

            Eve gelip biraz uyuduktan sonra korku ve heyecanı geçince olup biteni eşine anlattı. Hz. Hatice annemiz onu şöyle teselli etti:

            “Allah’a yemin ederim ki, O (c.c.) senin gibi bir kulunu utandırmaz. Korkma, üzülme, endişe etme. Çünkü sen sözün doğrusunu söylersin. Emanete riayet edersin. Akraba ile ilgilenir, komşularını gözetirsin. Fakirlere yardım eder, evini gariplere açar, onları misafir edersin. Felaket ve musibete uğradıklarında halka yardım edersin. Vallahi ben, senin bu ümmetin peygamberi olacağını ümit ederim.”

            Peygamberimizin altı çocuğunun annesidir. Hz. Hatice hicretten üç yıl önce, 65 yaşında iken, Efendimizin amcası Ebû talib’in ölümünden 35 gün sonra vefat etti. Evlilikleri 25 yıl sürdü. Efendimiz, Hz. Hatice hayatta iken başka bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice’nin vefatına çok üzülen Efendimiz onu vefatından sonra da hep hayırla yâd ederdi. Onun yaptıklarını öve öve bitiremezdi.

            Hz. Âişe; “Rasûlullah’ın hanımlarından hiçbirini, Hz. Hatice kadar kıskanmadım” demiştir ve bir gün Rasûlullah'a şu şekilde serzenişte bulunmuştur;

            “Ağzında dişi kalmamış şu yaşlı kadını ne diye övüyorsun. (kendisini kastederek) Allah sana ondan daha gencini ve güzelini vermişken.”

            Bunun üzerine Efendimiz : “Böyle söyleme!, insanlar beni inkâr ederken, o inandı. Herkes beni yalanlarken, o tasdik etti. Herkes bana haram ederken, o malını benim için harcadı. Allah onun vesilesiyle bana çocuk nasip etti. Diğer kadınlardan çocuğum olmadı. O akıllı idi, o faziletli idi, o ferasetli idi…” buyurdu.

            Yine Efendimiz, Hz. Hatice hakkında; “Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı Hatice’dir.”  “Cennet kadınlarının en hayırlısı Hatice, Fatıma, Meryem ve Asiye’dir.”

            “Hatice, ümmetin kadınlarının hepsinden üstündür. Tıpkı Meryem’in cihan kadınlarına üstün olduğu gibi

 

            CİN MESCİDİ

            Hicretten 3 yıl önceydi. Rasûllullah Efendimiz birkaç ashabıyla Ukaz Panayırına giderken Nahle denilen yere gelmişler ve burada sabah namazını kılmışlardı. Bu sırada Efendimizin okuduğu Kur’anı işiten cinler birbirlerine “susun” dediler. Namaz bitince onun Allah kelâmı olduğuna inanmış olarak, kendi toplumlarına dönmüşlerdir. Bunların sayılarının 7 veya 9 olduğu rivâyet edilmektedir.

            Efendimizin cinlerle 6 defa görüştüğü rivayetleri de vardır. Bu görüşmelerin birinde Efendimiz onları imana davet eder. Onlar da: “Senin peygamber olduğuna kim şahitlik eder?” dediler. Efendimiz yakınlarında bulunan bir ağacı işaret etti ve: “Şu ağacı gördünüz mü, o şahitlik ederse bana inanır mısınız?” Cinler: “ Evet iman ederiz.” dediler.

            Peygamberimiz ağacı çağırdı. Ağaç dallarını, budaklarını sürüyerek, kökleriyle toprağı yararak Efendimizin huzuruna geldi.

            Peygamberimiz ağaca: “Benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu. Ağaç: “ Şehadet ederim ki sen Allah’ın Rasûlüsün.” dedi.

Efendimizin emriyle sakız ağacı, toprağı yararak, salına salına eski yerine dönmüştür. Daha sonraları bu ağacın bulunduğu yere bir Mescid yapılmıştır. Bu mescit, Cin mescidinin hizasında, Kâbe istikametindeki mescittir.

 

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 1707 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
HER KESİN SIĞINDI20 Nisan 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi