Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Arınmaya yolculuk 37 bölüm-Medine de Osmanlı

Fazlı GÜVENTÜRK

16 Aralık 2012, 14:24

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 37 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

       Medine’de Osmanlı

            İnsanın hayatında gurur duyacağı bazı şeyler vardır. Kimi oğlu ile gurur duyar iyi bir iş sahibi olduğundan, kimi kızı ile gurur duyar iyi bir eğitim aldığından, kimi torunlarının Kuranı erken yaşta ezberlemesi ile gurur duyar. Kimi ise mahallesinden şehrinden gurur duyar. Kimi siyasi partisinden, kimi tutuğu takımdan gurur duyar. Ancak tüm bunlardan geçmişinden gurur duyan tarihinden gurur duyan bir millet hepsinden önemlidir. Atasından gurur duyuyorsa gelecekte evlatlarına gurur duyulacak eserler bırakır.

İşte biz atamızdan gurur duyuyoruz. Kutsal mekanlarda ayağımız bastığımız her yerde eserlerini gördüğümüz atalarımızdan gurur duyuyoruz. Eserlerini silmeye yok etmeye çalışsalar da, artık pek çoğunu yok etmiş olsalar da olan yetiyor bu gururumuz için şükürler olsun. 

Medine dede her yerde atamızın izi var. Osmanlının ne kadar edeplki olduğunu büyük devlet olduğunu her yerde görmeniz mümkün.

Şehirde ilerlerken Hazfız Adem’in sesi ile kuran tilaveti kulaklarımızda yankılanıyor.

Medine’nin, Osmanlılar tarafından idare edilmesi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle başladı ve 414 yıl devam etti.

            Mekke Emiri Berakât, Harameyn-i Şerîfeyn’in (Kâbe ve Mescid-i Nebevî) anahtarlarını ve Kutsal Emanetleri Mısır’da bulunan Sultan Yavuz’a gönderdi. Abbâsi Halîfesi de, hilâfeti teslim edince Mekke ve Medine’nin idaresi Osmanlılara geçmiş oldu. Hilâfetin merkezi ve kutsal emanetler İstanbul’a taşındı.

            Yavuz Sultan Selim’in Halep’te kıldığı bir Cuma namazında, Hutbe okuyan hatibin, Yavuz Sultan Selim’den bahsederken “Hâkimul Harameyn-i Şerîfeyn” tabirini kullanması üzerine, Sultan Selim hemen müdahale eder ve: “Hâşâ! Hâkimi değil, hâdimi. Biz Harameyn-i Şerifeyn’in hizmetçisi olmaktan şeref duyarız.” demişti.

            Hâkimul Harameyn: Mekke ve Medine’nin hâkimi, Hâdimul Harameyn: Mekke ve Medine’nin hizmetçisi demekti.

            Medine’de Osmanlılar döneminde Sultan Süleyman tarafından şehrin etrafına surlar yapılmış, I. Abdülmecid tarafından da Mescid-i Nebevî’nin yeniden inşâtı gerçekleştirilmiştir. İstanbul’dan gönderilen mühendis, mimar ve ustalardan oluşan yüzlerce sanatkâr, Mescidin genişletme ve tamir çalışmalarını 12 yılda bitirdiler.

            Mescidin inşası için Medine’ye yakın bir yerden kırmızı taşlar kesilmiş, mermerleri ise Anadolu’dan getirilmiştir. Bu taşlar “Rûh-u Rasûlullah çekiç sesinden rahatsız olmasın” düşüncesiyle Mescidden uzak bir yerde şekillendirilir, yeşil ipeklere sarılır, Yasin’ler, Fatiha’lar, İhlâs’lar okunarak Tekbir ve Salât-u Selâmlarla Mescid-i Nebevî’ye götürülür, hürmetle yerine konulurmuş. Taşlar yerine yerleştirilirken, az da olsa çekiç darbelerinden çıkan seslerin Rasûlullah Efendimizi rahatsız etmemesi için çekiçlere keçe sarılırmış.

 

            Yine Efendimizin Hücre-i Saâdet’lerinin üzerinde bulunan ve “Kubbet’ul Hadrâ” (yeşil kubbe) diye bilinen bugünkü kubbe de, Sultan II. Mahmud’un emriyle 1817

yılında yaptırılmış, 1837 yılında ise yeşile boyanmıştır.

            Hicri 1326 (1908) yılında Sultan II. Abdulhamit devrinde İstanbul’dan Şam’a, Medine’ye ve Mekke’ye bağlanan “Hicaz Demiryolu”nun inşası Osmanlıların Harameyn’e önemli hizmetlerinden biridir.

            Sultan Abdülhamid Han’ın talimatıyla, Allah Rasûlunun kabrinde rahatsız edilmemesi için istasyon şehrin kenarına yapılmış, rayların altına keçeler döşenmiştir.

            Hicaz demiryolunun inşasının devamı olarak Medine’ye tren istasyonu ile yanına bir Mescid yapılmıştır. Anadolu’dan gelen buğday, un, şeker, yağ, pirinç, soğan, patates gibi ihtiyaçlar depolanıp oradan halka dağıtılırmış. Bir nevi ambar görevi ifa eden bu semte halk arasında “Ambâriye” adı verilmiş. Buradaki Mescid de Ambâriye Mescidi olarak anılır olmuştur.

            “Medine halkı Peygamber soyundandır. Peygamber soyuna da sırtına un çuvalı, eline yağ tenekesi alıp taşımak uygun olmaz.” düşüncesi ile yiyecekleri evlere Osmanlı askerleri dağıtırmış.

            Ecdadımız Medine halkına saygıda kusur etmez, çok ikramlarda bulunur, itibarlı davranırlarmış. Medine halkından vergi alınmaz, askerlik görevinden muaf tutulurlarmış.

            Dedelerimizin Efendimize hürmeten yaptıklarını gururla anıyoruz.

 

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 1826 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
HER KESİN SIĞINDI20 Nisan 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi