Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 36 bölüm-YESRİB

Fazlı GÜVENTÜRK

15 Aralık 2012, 02:11

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 36 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

       YESRİB

            Medine-î Münevvere’nin eski ismi Yesrib idi. Yesrib zarar vermek, kötülemek, bozmak anlamı taşıyordu. Kur’an-ı Kerim’de (Yesrib) olarak zikredilmiştir.

            Simetri turizmin kıymetli hacı adayları ile girdiğimiz Medine şehrinin adının nereden geldiğini Hafız Adem ile tartışırken genç hacımız Yasemin de konuya dahil oluyor. Sonra ekip olarak konuştuğumuz Medine adının nerden geldiğini hocamız açıklayarak bilgilenmemizi sağlıyor.

            Şehre Medine ismi Peygamberimiz tarafından verilmiştir. Efendimiz hicret edip şehri şereflendirince Medine-i Münevvere adıyla anılmaya başlandı. Medine-i Münevvere; Efendimizin nuruyla aydınlanan, nurlanan şehir manasında kullanılır. Zamanla “Medine” olarak kullanılması yaygınlaşmıştır.

            Peygamber Efendimiz de: “Kim Medine’ye Yesrib derse Allah’a istiğfar etsin O Medine’dir. O Medine’dir.” “Allah’ım! Bize Medine’yi sevdir. Tıpkı Mekke’yi sevdiğimiz gibi, hatta daha fazlasıyla. Allah’ım! Onun havasını sıhhatli kıl. Allah’ım! İbrahim senin kulun, Peygamberin ve halilindir. Ben de senin kulun ve Peygamberinim, o sana Mekke için dua etti. Ben de Medine için, onun Mekke hakkında yaptığı duayı bir misli ziyadesiyle aynen yapıyorum. Allah’ım! Mekke’ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine’ye de ver.” duasında bulundular.

            Medine, Mekke gibi Harem şehirdir. Hicretten sonra peygamberimiz: “Hz. İbrahim Mekke’yi harem yaptığı gibi ben de Medine’yi harem kıldım.”sözleriyle şehri harem ilan etmiştir.

            Rasûlullah Efendimiz bir seferden dönerken, Medine’nin duvarlarına bakar, devesinin veya bineğinin üzerinde ise onu hareketlendirirdi. Bu davranışı, onun Medine’ye olan sevgisinden ileri gelirdi. “Medine’nin sıkıntı ve meşakkatlerine ümmetimden sabır gösteren herkese, kıyamet günü şefaatçi ve (hayır ameline) şahit olacağım.” “Medine’de ölmeye muktedir olan orada ölsün, zira ben orada ölene şefaat ederim.” “Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki Medine’nin tozu her hastalığa şifadır. “Medine’nin kapılarında (girişlerinde) melekler vardır. Oraya veba ve Deccal giremez. “En son harab olacak İslam beldesi Medine’dir.” “Kim Medine ehline kötülük yapmak isterse; Allah onu kurşunun ateşte eridiği gibi veya tuzun suda eridiği gibi eritir.” buyurmuşlardır. 

            Havası yumuşak, insanları güler yüzlüdür Medine’nin. Medine güzeldir güzeli muhafaza ettiği için. Tertemizdir Medine, Efendimizin özelliklerini yansıtır. Rabbül Âlemin’in Mekke’de Celâl, Medine’de Cemal sıfatı tecelli etmiştir. Yeryüzü bir Mescid, Mekke mihrab, Medine minberidir Âlem-i İslam’ın. Bedenlerin kıblesi Mekke, gönüllerin kıblesi Medine’dir.

            Mekke mi Medine mi? Hangisi daha sevimlidir. Peygamberimizin kabri niye Mekke’de değil? Bu soru çocuklara sorulan şu yanlış soruyu hatırlattı. Hani derler ya: “Babanı mı, anneni mi çok seviyorsun?”diye. Elbette her birinin yeri ayrıdır.

            “Peygamberimizin kabri niye Mekke’de değil”             Bunda da bir hikmet var aslında, Rabbimizin bir lütfüdür. Ya Efendimizin Kabr-i Şerifleri Mekke’de ve ayrı bir mescide olsaydı? Müminler Kâbe ile Ravza arasında tercih yapmak zorunda kalsalardı? Kâbe’de namaz kılsa, gönlü Ravza’da, Ravza’da namaz kılsa ruhu Kâbe’de kalmaz mı insanın?

            Mekke’de, bütün ruhu ile Rabbe ve Kâbe’ye yönelirken Medine’de, Efendimize hürmet ve ta’zimle dolar kalbi. Bir kalpte iki sevgi olmaz demiş atalarımız.

            PEYGAMBERİMİZİN VÜCUDUNUN KORUNMASI

            Hıristiyanlar, Peygamberimizin mübarek vücudunu kaçırıp Avrupa’ya getirmek üzere iki kişiyi görevlendirdiler. Bu kişiler Müslüman kıyafetine bürünerek güya hac yapmak için yola çıktılar. Peygamberimizi ziyaret etmek bahanesi ile Medine’ye vardılar ve Peygamberimizin kabrine çok yakın bir eve yerleştiler.

            Kılık kıyafetleri ve fakirlere yaptıkları yardımlarla halkın güvenini kazanan bu kişiler, geceleri bulundukları evden Peygamberimizin kabrine doğru tünel kazmaya başladılar.Buradan çıkan toprakları ziyaret bahanesi ile gittikleri Bakî Kabristanına döküyorlardı. Böylece kazdıkları tünel Peygamberimizin kabrine kadar yaklaştı.

            O günlerde, Haçlı ordularını defalarca bozguna uğratan, Suriye, Mısır, Hicaz ve Anadolu’ya hükmeden, adaleti ve dindarlığı ile bilinen, Selçuklu Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi Aksungur (1146-1174) bir gece teheccüd namazını kılıp yatmıştı ki, rüyasında Peygamberimizi gördü. Peygamberimiz ona kırmızı yüzlü iki adamı göstererek: “Ey Nurettin! Beni bunların şerrinden kurtar” dedi.

            Gördüğü bu rüya üzerine feryat ederek uyandı. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra yattı. Yine aynı rüyayı gördü. Yine feryat ederek uyandı. Gece gündüz durmadan devam ederek on altı günde Medine’ye vardı.

            Medine de vezir: “ Hükümdar, Peygamberimizi ziyaret maksadıyla gelmiş, yanında da sizlere hediyeler getirmiştir, herkes gelip hükümdardan hediyesini alsın.” dedi. Herkes hediyesini aldı. Fakat hükümdar gelenler arasında rüyada kendisine gösterilen iki kişiyi göremedi.“ Hediye almayan kimse kaldı mı?” diye sordu.

            Orada bulunanlar: “ Kimse kalmadı. Ancak Endülüs’ten gelen iki derviş var. Onlar paraya değer vermez, kimseden bir şey almazlar. Fakirlere de sahip çıkarlar.”dedi.        Hükümdar onların da çağırılmasını istedi. O iki kişi de huzura getirildiler. Hükümdar onları tanıdı ve kendilerine nereli olduklarını sordu. Onlar da: “ Biz Endülüs’ten hac maksadı ile geldik ve bu sene Peygamberimizin yakınında bulunmayı arzu ettik.” Diye cevap verdiler.

            Hükümdar, nerede kaldıklarını sordu. Mescidin yakınında olduklarını söylediler. Hükümdar onlarla beraber evlerine gitti. Zengi odayı dolaştı ve yere serilen hasılın altında kazılmış tüneli fark etti. Tünel Efendimizin kabrine kadar uzanıyordu.

            Bunu gören halk mahcup olup, söyleyecek bir şey bulamadılar.

            Hükümdar bu iki kişiyi sorguya çekti. Onlar da Müslüman olmadıklarını, Peygamberimizin vücudunu ülkelerine kaçırmak için görevlendirildiklerini, derviş kıyafetine bürünerek halkı kandırdıklarını, geceleri tünel kazdıklarını itiraf ettiler ve: “Peygamberin kabrine iyice yaklaştığımız gece gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki, sanki dağlar yerinden oynayacaktı. Bundan çok korktuk,  sabahleyin de sizin geldiğinizi haber aldık.” dediler.

            Hükümdar, suçlarını itiraf eden bu kişileri idam etti. Bu olaydan sonra Nurettin Zengi, Peygamberimizin kabrinin çevresine derin hendek kazdırdı ve bu hendeği kurşun eriterek doldurdu. Böylece Kabr-i Saâdet, çepeçevre kurşunla muhafaza altına alınmış oldu.                    

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 1935 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
SONRASI14 Temmuz 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi