Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 40 bölüm-ASHAB I SUFFE

Fazlı GÜVENTÜRK

19 Aralık 2012, 10:22

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 40 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

Gözümüzün gördüğünü kulağımızın duyduğunu anlatıp Kutsal yolculuğa çıkıp arınmak isteyenlere rehber olsun diye Simetri turizmin değerli rehberleri ile ve Bizim hoca, Adem Hafız gibi hocalarımızın anlattıklarını derlemeye devam ediyoruz.

ASHAB-I SUFFE

            Mescid-i Nebevi’nin kuzey duvarında, hurma dallarıyla bir gölgelik yapılmıştı. Buraya “Suffe veya Gölgelik” denilirdi. Burada kalan Müslümanlara da “Ashab-ı Suffe” ismi verildi. Bu Sahabelerin büyük çoğunluğunu Medine’ye hicret eden, evleri, akrabaları olmayan kimsesiz, bekârlar teşkil ediyordu.

            Sayıları dönemlere göre bazen kırk, bazen yetmiş, bazen iki yüze kadar çıkmıştır. Bu sahabeler çoğu günlerini oruçlu geçirirlerdi. Akşam olunca evinde ikram edecek bir şeyleri olanlar birer ikişer onları yemeğe götürürlerdi. Kalan olursa Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ya birilerine havale eder ya da kendileri misafir ederdi. 

            Bazı geceleri aç geçirirler ertesi gün açlıkları bakışlarından anlaşılırdı. Geçimleriyle bizzat Peygamberimiz ilgilenirdi.

            Efendimize gelen sadakalar el sürülmeden Sufle ashabına ulaştırılırdı. Peygamberimiz onların yanlarına uğrar, ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı. Giyecek tek bir elbiseleri olup, yırtık elbiselerinden dolayı avret yerlerinin açılmaması için yürürken elbiselerini elleriyle kapatırlardı.

            Ebû Hureyre şöyle rivayet eder: “Suffe ehlinden yetmişini gördüm, onlardan birinin üstünde bir cübbesi bile yoktu, bir izarı vardı. Onu da omuzlarına bağlamışlardı ki avret yerleri görünmesin.” Açlıktan dolayı dermansız kalıyor, namazda ayakta zor durabiliyor, sık sık yere düşüyorlar, namazlarını zor tamamlıyorlardı.Onların bu hâlini gören yabancılar: “Bunlar deli!”diyorlardı.

            Ashab-ı Suffe zamanlarının çoğunu ilim tahsil etmek ve Kur’an ezberlemekle geçirirlerdi. Yeni nazil olan ayetleri Peygamberimiz onlara bildirir ve ezberlettirirdi. Onlar kendilerini ilme vakfetmiş ilim âşığı talebelerdi. Kur’anı, sünneti çok iyi bilirlerdi.

Yeni Müslüman olan kabilelere İslamı öğretmek için görevlendirilir, onların da

dini öğrenme ihtiyaçları bu şekilde karşılanmış olurdu. İçlerinden evlenenler, Suffeden ayrılır, yerlerine başkaları alınırdı.

            Şu ayetin Ashab-ı Suffe hakkında olduğu da rivayet edilmiştir. “Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete ayırmış fakirler içindir ki onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar, onların hallerini bilmeyen kimse istemekten çekindikleri için onları zengin sanır. Ey Habib’im sen onları yüzlerinden tanırsın, yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.”

            Tam manasıyla Allah yoluna kendilerini vakfetmiş bulunan bu güzide sahabeler, Efendimizin hiçbir nasihatini, hiçbir hutbesini kaçırmazlardı. Daima orada hazır bulunur, hutbeleri ve öğütleri ezberleyip diğer sahabelere iletirlerdi. İslami hükümlerin muhafaza ve naklinde, Kur’an nurunun yayılmasında Ehl-i Suffe’nin hizmet ve gayretleri büyüktür. Bilal-i Habeşi, Ammar bin. Yasir, Habbab bin Eret ve Efendimizden en çok hadis rivayet eden Ebû Hureyre Ashab-ı Suffe’dendir. Ashab-ı  Suffe bir nevi ilk İslam Üniversitesidir.

RAVZA-I MUTAHHARA’DAKİ DİREKLER

1- Muhallaka Direği

            Güzel koku saçan ya da Mülhika direği olarak bilinir. Peygamber Efendimizin mihrabına bitişik olan direktir. Peygamberimizin namaz kıldığı bir yerdir. Malik bin Enes: “Yalnız kılınan namazların en faziletlisinin, bu sütunun dibinde kılınan namaz olduğunu” söyler ve herkese tavsiye ederdi. Halife Harun Reşid’in annesi de safran ve diğer maddelerin karışımıyla yapılan güzel bir kokuyu bu sütuna sürdürmüştür.

2- Hz. Âişe Direği

            Hz. Âişe validemizin ismiyle anılır. Kıblenin değiştirilmesinden sonra Peygamberimiz on gün burada namaz kıldırmış, daha sonra şimdiki mihraba geçmişlerdir.

            Âişe validemiz Mescid de namaz kılmak istediğinde burayı tercih etmiş ve Efendimizin şöyle buyurduğunu ifade etmiştir: “Mescidim de öyle bir yer vardır ki, insanlar onun faziletini bilselerdi orada namaz kılabilmek için aralarında kur’a çekerlerdi.” bundan dolayı bu direğe Kur’a direği ismi de verilmiştir.

            Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer bu sütunun yanında namaz kılmayı alışkanlık haline getirdiklerinden Muhacirun sütunu da denmekte idi.

3- Tevbe Direği

            Tevbe ya da Ebû Lübâbe direği olarak bilinir. Peygamber Efendimiz, Yahudilerden Benî Kureyza kabilesi ile savaş halindeydi. Bu kabile elçi olarak eski dostlukları sebebiyle Ebû Lübâbe’yi çağırarak onunla istişare ettiler.

            Peygamberimizin teklifi gereği kaleyi terk etmek veya savaşmak konusunda fikrini sorduklarında, Ebû Lübâbe; Efendimizin emri gereği hisardan dışarı çıkmaktan başka yapabilecek bir şeylerinin kalmadığını söylemiş, aksi takdirde -eliyle boğazını işaret ederek- hepsinin boyunlarının uçurulacağını îmâ etmişti.

            Ebû Lübâbe yetkisini aşarak yaptığı hatasını anladı. “Allah’a ve Rasûlune ihanet ettim” diyerek pişmanlık içerisinde mescide geldi ve kendini bu direğe bağladı. Onbeş gün direğe bağlı kaldıktan sonra; “Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlune hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.” ayeti nazil olmuş, Efendimiz tevbesinin kabul edildiğini bildirmiş ve onu kendi elleri ile çözmüştür.

            Peygamber Efendimiz nafile namazlarını bu sütunun yanında kılar, sabah namazından sonra bu direğe yaslanır, yeni inen ayetleri ashabına burada okur, rüya görenlerin rüyasını burada tabir ederdi.

4- Serir Direği

            Rasûlullah Efendimiz itikâf (kişinin ibadet niyetiyle kendisini bir süre dünya işlerinden ayırarak Mescid de Allah’a yönelmesidir.)’a girdiklerinde, hurma dalları ve liflerinden yapılmış hasırını buraya serer, üzerine yastık koyar ve istirahat ederlerdi.

5- Hares Direği

            Koruma (bekçi) direği ya da Hz. Ali direği olarak da bilinir. Peygamberimizin  Hâne-i Saâdetlerinin kapısının yanındaki direktir. Hz. Ali ve bazı sahabeler Peygamber Efendimizi korumak için burada muhafızlık görevi yaparlardı. “Allah seni insanlardan koruyacaktır” ayeti nazil olunca, Peygamberimizin emri ile burada nöbet bekleyenler bu vazifeyi bıraktılar.

6- Vufud Direği

            Heyetler sütunu olarak bilinir. Peygamber Efendimiz, kendisiyle görüşmeye gelen heyetleri burada kabul ederdi. Ashabın ileri gelenleri de burada toplandıklarından buraya Meclis-i Kılâde ya da Gerdan Meclisi denirdi.

7- Teheccüd Direği

            Peygamberimizin Ramazanın son on gününde İtikâf’a girdiği ve teheccüd namazlarını kıldığı yerdir. Maksurenin içinde kaldığı için dışarıdan görülmez. 1481 de çıkan yangında eski sütunlar kısmen veya tamamen yanmış, yerlerine yeni direkler konularak üzerlerine Sultan III. Selim’in emri ile isimleri yazdırılmıştır.

           

 

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 3535 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
SAYGILI SİYASET07 Aralık 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi