Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 53 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

13 Ocak 2013, 13:03

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 53 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

Yarab koyma beni bende

Yok olayım ne olur sende

Deki bana binbir yerde

Korkma yanında ben varım

&&&&&&&&&&&&&&

Ne gelirse cana sefa

Göstereyim gayri vefa

Tek yar Muhammed Mustafa

Korkma yanında ben varım

EFENDİMİZE GÖNDERİLEN SELAM

            Almanya’da yaşayan Türk işçisi Mehmet hacca gitmeye karar verir. Gerekli müracaat ve işlemlerini tamamladıktan sonra hazırlıklarını yapıp gidiş tarihini bekler. Nihayet beklenen an gelip çatar. Komşu, eş-dost ve akrabalarıyla vedalaşır. Arkadaşlarına Allahaısmarladık demek için iş yerine gider.

            Türk işçiler tek tek sıra olup, Mehmet’le kucaklaşıp helalleşir. Bu sırada Alman ve Hıristiyan olan ustabaşı Hans da onları seyretmektedir. Neler olduğunu pek anlamamış olacak ki sorar:

- İşçi Mehmet nereye gidiyor?

- Hacca gidiyor.

- Tamam tamam anladım. Yani Mekke’ye değil mi?

- Evet.

Hacı adayı Mehmet’e hasretle, gözyaşı ile sımsıkı sarılan arkadaşları:

- Bize de dua et, Kâbe’ye, Peygamber Efendimize bizden selam götür, şefaatini bizden esirgemesin temennileri dudaklarından dökülür.

            Bu duygu yoğunluğu içinde, Hans da sıraya girer. O da bir Türk gibi Mehmet’e sarılır, aynı şeyleri söyler:

- Kâbe’ye ve Peygamberiniz Muhammed’e benden selam götür.

            Orada bulunanlar birbirlerinin yüzlerine şaşkın şaşkın bakıp kafalarını sağa sola sallayıp “Lâ Havle” çekerler. İşçi Mehmet’in Kafilesi önce Medine’ye iner. Otele yerleştikten sonra Mescid-i Nebi’ye gidip namazlarını eda ederler. Mehmet artık Rasûlullah Efendimizin huzurundadır.

            Ziyaretini yapar oteline döner. İkinci gün yine Efendimizi ziyarete gider. Orada ailesi, geçmişleri, eşi-dostu için uzun uzun dua eder, üzerindeki selamları bir bir iletir Kâinatın Efendisine. Herkesi sayıp bitirdikten sonra biraz tereddüt eder, sonra; - Ya Rasûlallah bizim Hans’ın da selamı var!… diye onun da selamını iletir.

            Medine’de sekiz gün kalırlar, Mekke’ye hareket ederler.

            Umresini tamamlayıp, ihramdan çıkarlar. Doyasıya Kâbe’yi Tavaf eder, Zemzem’den kana kana içer. Günü gelince Hac için ihrama girer, Arafat’a çıkar. Orada bol bol dua ederler. Akşam Müzdelife, sabah Mina, şeytan taşlama derken işçi

Mehmet, Hacı Mehmet’tir artık.

            Sayılı gün tez geçer ve hac kafilesi Almanya’ya hareket eder. Komşular, tanıdıklar evi doldurup boşaltır. Hacı Mehmet’in izni bitince biraz hurma, zemzem alıp iş yerine gider.

            Arkadaşları etrafını kuşatıp tek tek yine sarılır, haccını tebrik ederler. Kendisini tebrik edenlerin arasında sarışın, başında takke, hafiften sakallı birisi gözüne takılır. Hacı Mehmet biraz dikkatlice bakınca, hayretler içinde;

- Bu, bu Hans …der.

Oradakiler;

- Hans değil, Hasan diyerek tebessüm ederler. Hacı Mehmet’in şaşkın ve hayret ifade eden bakışları arasında, eski Hans yeni Hasan şöyle der;

- Sen gittikten birkaç gün sonra idi. Bir rüya gördüm.

Temiz yüzlü, nurlu bir kişi bana bakıyordu, sordum

- Siz kimsiniz?

- Ben son Peygamber Muhammed (s.a.v.)’im

- Evet.! ben işçi Mehmet’le size selam göndermiştim.

- Selamın geldi ama imanın gelmedi…! dediler.

             Ertesi sabah Elhamdülillah Müslüman oldum. İsmimi de Hasan olarak değiştirdim.

MİKAT MESCİDİ

            Ehl-i Medine’nin ve Medine üzerinden gelen hacıların Mikat yeri olan Zulhuleyfe’deki mesciddir. Mescid-i Nebî’ye 11 km. uzaklıktadır. Efendimiz (s.a.v.) Hudeybiye Umresi ve Veda Haccı’na giderken burada ihrama girmiştir.

            Bu mescide Zulhuleyfe Vadisinde bulunmasından dolayı Zulhuleyfe ya da İhram Mescidi de denir. Bu mescide ayrıca Mescidü’ş-Şecera da denir. Şecera ağaç demektir. Efendimiz  (s.a.v.) bu mikata geldiğinde o dönemde burada bulunan ağacın yanına gelir, gölgesinde dinlenirdi. Rasulullah (s.a.v.) Zulhuleyfe’de iken “Sen mübarek Batha’dasın!” diyen olmuş; bazı rivayetlerde bu gelenin Cebrâil olduğu belirtilmiştir.

            Peygamberimiz: Bana Rabbimden bir elçi geldi ve “Bu vadide namaz kıl” ve “Hac için de umreye (de niyet ediyorum) de diye emretti.” buyurmuştur.

            Peygamberimiz, Zulhuleyfe de ihrama girdi ve Telbiye getirdi. Zulhuleyfe’de Efendimize ait iki mescid vardır. İlki bugün ihrama girilen büyük mescid, diğeri ise Muarres mescididir. Muarres mescidi, Beyda yokuşuna varmadan bir seferden dönüş esnasında Efendimizin (s.a.v.) sabah namazını beklediği yerdir.

            Mescidin Efendimiz ya da Raşid Halifeler döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Son şekli Mescid-i Nebevi’yi genişletirken verildi.

            İCÂBE MESCİDİ

            Bir gün Rasûllullah Efendimiz bir namaz kılmış ve namazı çok uzatmıştı. Namazdan çıkınca ashab: “Ey Allah’ın Rasûlu bugün namazı çok uzattınız.” diye sorunca, peygamberimiz cevaben: “Ben bugün, bir ümit ve korku namazı kıldım. Allah’tan ümmetim için üç şey istedim, ikisini kabul etti birini kabul etmedi. Ben Allah’tan ümmetimi kıtlık ile helak etmemesini talep ettim, kabul etti. Allah’tan ümmetimi toptan suda boğarak helak etmemesini talep ettim, Allah bunu da kabul etti. Allah’tan ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını talep ettim, Allah bunu kabul etmedi.” dedi.

            Efendimiz (s.a.v.) bu duayı bu mescidin bulunduğu yerde yapmıştır. Bundan dolayı bu mescide duanın kabul olması manasına gelen İcâbe Mescidi denmiştir. Ayrıca bu mescide, Ben-î Muaviye kabilesinin yaşadığı bölge içinde olduğu için Ben-i Muaviye mescidi de denmiştir. Ancak bugün İcâbe Mescidi diye anılmaktadır.

            Bu mescid bugün Şârîi Sittîn denilen cadde üzerinde bulunmaktadır. Binası yenilenerek genişletilmiştir.

 

            MUSTARAH MESCİDİ

            Efendimiz (s.a.v.) Uhud savaşından dönerken Evs Kabilesinden Hariseoğullarına ait evde bir müddet istirahat etmiş, yorgunluktan iki veya üç vakit namazını burada oturarak kılmıştı. Bundan dolayı istirahat edilen yer anlamında Mustarah denilmiştir.

            Eski mescid yıkılmış ve yerine yeni bir bina inşa edilmiştir. Bazı kaynaklarda Hendek Savaşında kazılan hendeğin kazılmasına buradan başlandığı bildirilmektedir.

            FADİH MESCİDİ

            Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) Beni Nadir Yahudileri ile antlaşma yapmıştı. Yahudiler bu antlaşmaya sadakat göstermediler, hatta Efendimize suikast teşebbüsünde bile bulundular.

            Efendimiz (s.a.v.) Beni Nadir’i muhasara ettiler ve çadırlarını şu andaki mescidin yakınlarına kurdular. Efendimiz altı gün namazlarını burada kıldılar. Bu sebeple buraya, Mescid-i Nadir de denilmektedir.

            Fadih Mescidi olarak bilinmesinin sebebi ise henüz içki haram kılınmadığı yıllarda Beni Nadir’i muhasara esnasında bir kısım sahabi fadih denilen içkiyi içerken, içki yasağı ile ilgili Ayet-i Kerime nazil olmuştur. Onlar da ellerindeki içkileri dökmüşlerdir. Döktükleri içkilere, üzüm suyundan yapılmış şarap, yani fadih denilirdi.

                        ŞEYHAYN MESCİDİ

            Seyyidüş’Şühedâ yolundan gelirken Mescid’il- Mustarah’dan 300 m ilerde sağdadır. Bu mıntıkaya Şeyhayn denildiğinden bu mescide o yerin ismi verilmiştir.

            Uhud Savaşına giderken Efendimiz (s.a.v.) burada gecelemiş ve burada ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılmıştır. Ordusunu burada gözden geçirmiş yaşı küçük sahabileri geriye göndermiştir. Bu mescide Efendimiz (s.a.v.)’in iki zırhından birini burada giydiğinden dolayıdır ki Zırh Mescidi de denir. Bugünkü bina Osmanlı yapısıdır.

             SUKYÂ MESCİDİ

            Amberiye’de bulunan tren istasyonunun içerisinde, üç kubbeli küçük bir mesciddir.

            Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) Bedir Muharebesine giderken Ashabın ve hayvanların su ihtiyacının giderilmesi için burada mola verilmiştir. Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı burada bulunan Sukya Kuyusundan su içmişler, abdest almışlar ve namaz kılmışlardır.

            Peygamberimiz (s.a.v.) burada orduyu denetlemiş, yaşı küçük olanları geri çevirmiştir. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiklerinde Ebû Eyyub el-Ensari bu kuyunun suyunu Efendimize ikram ederdi. Çünki bu civarın en tatlı suyu bu kuyuya aitti. Peygamberimiz burada; Mekke’nin Hz. İbrahim (a.s.)’e bereketli kılındığı gibi, Medine’nin de kendi ashabına mübarek kılınması için dua etmiş, Allah-ü Teâlâ’dan Medine’yi, Mekke’yi sevdirdiği gibi sevdirmesini istemiştir.

            Yine Hz. Ömer, halife olduğu dönemde Peygamberimizin (s.a.v.) amcası Hz. Abbas’ın elini tutarak, yağmur duasına çıkma hadisesi burada gerçekleşmiştir.

            EBÛ ZER MESCİDİ

            Mescid-i Nebevi’nin 900 m kuzeyine düşen bu mescide Ebî Zer Mescid’i dendiği gibi Secde Mescidi de denir.

            Abdurrahman bin Avf diyor ki: Efendimiz (s.a.v.) bu noktada kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı, secdeyi çok uzattı, kalkınca Ya Rasûlallah secdenizi çok uzatınca korktum, Allah ruhunuzu aldı zannettim, dedim. O da bana Cebrail geldi ve şu müjdeyi verdi: “Allah (c.c.) sana kim salât ederse ben de ona salât ederim, kim selam verirse ben de ona selam veririm” buyuruyor deyince, “Ben de Allah’a şükür secdesi yaptım.” buyurdular.

            Bu mescide Şükür Mescidi de denir. Mescidin şu andaki yeri Peygamberimizin bu uzun secdesini yaptığı yerdir.

           

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 1708 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
SONRASI14 Temmuz 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi