Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
DüğünlerimizFOTOĞRAFLAR HER ZAMAN İBRET VERİR VE BİRŞEYLER HATIRLATIR-2 (açın)FOTOĞRAFLARIN DİLİ OLSA-3Künye

Arınmaya yolculuk 19 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

22 Kasım 2012, 00:37

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 19 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

            HUDEYBİYE’DEN UMRE

            Peygamberimiz Medine’ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi. Kâbe’yi 6 yıldan beri ziyaret edemiyorlardı.

            Rasûlullah (s.a.v.), gördüğü bir rüya üzerine, Kâbe’yi ziyaret edeceklerini ashabına müjdeledi. Ashabından 1400 kişi ile Medine’den ayrıldı. Mekkelileri telâşlandırmamak için, yanlarına sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı. Kurban edilmek üzere yanlarına yetmiş deveyi alarak yola çıktılar.

            Zulhuleyfe’de “umre” niyetiyle ihrama girdiler.            Mekkeliler, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Kâbe’yi ziyaret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar. Müslümanları Mekke’ye sokmamağa karar verdiler. Hâlid bin Velid’i 200 süvari ile öncü olarak gönderdiler.      Rasûlullah (s.a.v.)’in bindiği “Kasvâ” adlı devesi burada çöktü.

            Sahabe: “Kasvâ çöktü kalkmıyor” diye söylendi. Efendimiz onlara cevaben: “Vaktiyle Fil’in Mekke’ye girmesine engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasvâ’yı ilerletmiyor.” dedi.         Rasûlullah, çatışma ve savaş olmasın diye yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye’ye kadar ilerledi.

            Efendimiz ve ashabı Hudeybiye’de konakladılar. Burada bir müddet kalınacağa benziyordu. Hava sıcaktı ve suları bitmişti. Efendimiz abdest almak için çadırından çıkınca sahabe dikkatlice Efendimizin elindeki ibriğe baktılar ve sularının bittiğini, ellerinde o ibrikten başka suyun kalmadığını söylediler.

            Peygamberimiz önce ibrikteki suyu bir kabın içerisine boşaltmalarını söyledi. Ardından mübarek ellerini bu kabın içine sokup dua etmeye başladı. Biraz sonra Efendimizin parmaklarının her birinin birer çeşmeye dönüştüğünü gördüler. O gün 1400 sahabenin hepsi kana kana bu sudan içtiler, kırbalarını doldurdular, hayvanlarını suladılar.

            Efendimize dostluğu ile bilinen Huzâa kabilesi reisi Büdeyl, Kureyşin, Müslümanları Mekke’ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haberini getirdi. Rasûlullah savaş maksadıyla değil, sadece Kâbe’yi ziyaret için geldiklerini, anlaşma yapmak istediklerini, Kureyşlilerin diğer kabilelerle aralarına girmemelerini bildirdi.

            Büdeyl, Rasûlullah’tan duyduklarını Kureyşlilere iletti. Kureyş ileri gelenleri de savaşa taraftar değildi. Sakif kabilesinin reisi Mes’ûd oğlu Urve’yi Hz. Peygamber’e elçi olarak gönderdiler. Rasûlullah Büdeyl’e söylediklerini Urve’ye de anlattı.

            Rasûlullah, Kureyş’ten gelen elçilerle neticeye varılamayacağını anladı. Hz. Osman’ı elçi olarak Mekke’ye  gönderdi.  Hz. Osman Mekke’de Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ilerle görüştü. Maksatlarının sadece Kâbe’yi ziyaret olduğunu anlattı.

            Getirilen teklifi reddeden Kureyşliler aynı zamanda Hz. Osman’ı da göz hapsinde tuttular. Hz. Osman’ın dönüşünün gecikmesi, Müslümanları telâşlandırdı. öldürüleceğine dair söylentiler çıktı. Bu haber üzerine Efendimiz ashabını Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını feda etmekten çekinmeyeceklerine dair kendisine biat etmeğe çağırdı.

            Hudeybiye’de Semere ağacının altında, bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah’ın ellerinin altına ellerini koyarak çarpışmaktan yüz çevirmeyeceklerine ve Allah yolunda ölünceye kadar savaşacaklarına, düşmandan kaçmayacaklarına dair söz verdiler. Bu ölümüne verilmiş bir söz idi.

            Müslümanların kararlılığını gösteren bu biatin Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Korkuya kapılıp derhal Hz.Osman’ı serbest bıraktılar ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey’et gönderdiler.

            Uzun süren müzakere ve tartışmalardan sonra kabul edilen barış şartları şunlardı: 1-) Müslümanlar bu sene Kâbe’yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyaret edecekler. 2-) Gelecek yıl Müslümanlar Kâbe’yi ziyaret için geldiklerinde Mekke’de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar. 3-) Müslümanların Mekke’de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacak, Müslümanlarla temâs etmeyecekler. 4-) Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek. 5-) Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himayesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar. 6-) Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu süre içinde iki taraf arasında savaş olmayacak. Barış şartlarını Hz. Ali yazdı. “Bismillâhirrahmânirrahîm.

            Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır.” diye yazılmasına Süheyl itiraz etti. Süheyl: “Rahman” sözünü anlamıyoruz ayrıca senin Peygamber olduğunu kabul etseydik, buna gerek yoktu.

            “Bismike’llâhümme (Allah’ım, senin adınla) Bu anlaşma Abdullah’ın oğlu Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır.” diye yazılmasını istedi.

            Anlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zincirleri sürükleyerek çıkageldi. Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak hapsetmişti. Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke’den kaçıp, Hudeybiye’ye kadar gelmişti. Ebû Cendel babasının gözleri önünde kendisini Efendimizin ayaklarının dibine attı.

            Süheyl oğlunun geri verilmesini, aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi. Bütün ikna çabalarına rağmen inadından dönmedi. Barışın gerçekleşmesi için, Ebû Cendel’in müşriklere teslimi gerekiyordu. Efendimiz Müslümanların gelecekteki selameti açısından Ebu Cendel’in işkence göreceğini bile bile onu teselli edip babasına teslim etti.

            Müslümanlar son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi. Oysa şimdi Kâbe’yi ziyâret edemeden döneceklerdi. Hepsinin sinirleri gergindi.

            Hz. Ömer, Rasûlullah’ın huzuruna gelerek: “Sen Allah’ın Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabul ediyoruz, diye söylendi.

            Efendimiz: “Evet ben Allah’ın Peygamberiyim. Bu yaptığım işlerde Allah’a isyan etmiş de değilim. O, benim yardımcımdır.” diye cevap verdi. Fakat Ömer’in üzüntü ve öfkesi devam ediyordu. “Sen bize Kâbe’yi tavaf edeceğiz demedin mi?” diye sordu.       Rasûlullah“Evet, dedim. Fakat bu sene ziyaret edeceğimizi söylemedim. Tekrar ediyorum, Kâbe’yi hep beraber tavaf ve ziyaret edeceğiz” buyurdu.

            Anlaşmanın imzalanmasından ve Kureyş heyeti gittikten sonra Rasûlullah ashabına: “ Haydi, kalkın ve kurbanlarınızı  kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız.” diye emretti.

            Emrini üç defa tekrarladığı hâlde, olayın şokundan hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı. Ashabının bu ilgisizliğine üzülen Efendimiz, eşi Ümmi Seleme’nin çadırına gitti. Ümmi Seleme annemiz Saliha bir kadının yapması gereken bir tavırla şu tavsiyede bulundu: “Yâ Rasûlallah, siz kimseyle konuşmadan kurbanınızı kesin, tıraş olun. Onlar size uyacaklardır.”

 

            Efendimiz çadırından çıkıp kurbanını kesti. Hz. Peygamber’in kurbanını kesip tıraş olduğunu gören sahabede, hemen kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeye başladılar.

Rasûlullah (s.a.v.) barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine’ye hareket etti. Böylece Müslümanlar Hudeybiye’de 20 gün kalmış oldular.

            Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerîm’de, Hudeybiye’de Rasûlullah’a biat eden mü’minlerden hoşnut olduğunu Fetih suresi 18. ayette şöyle bildirmiştir:

            “ Andolsun ki O ağacın altında sana biat ederlerken Allah, O müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın

bir fetihle ödüllendirmiştir.”

            Efendimiz de bir hadislerinde: “Ağaç altında biat edenlerden hiçbiri cehenneme girmeyecektir.” buyurmuştur.

            İslam tarihinde bu olaya “Rıdvan Biati” adı verilmiştir.

            Dönüşte yolda “Fetih Suresi” nazil oldu. Cenâb-ı Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu.

            Gerçekten Hudeybiye anlaşması, İslamın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu. Hudeybiye Barış Anlaşması’ndan Mekke’nin fethine kadar Müslüman olanların sayısı, İslâm’ın doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar Müslüman olanların sayısından daha fazlaydı.

            Hz. Peygamber (s.a.v.) anlaşmaya bağlı kaldı. Mekkeliler istemedikçe, hiçbir hükmünü tek taraflı kaldırmadı.

            Kısa bir süre sonra Mekke’den kaçan Ebû Basîr, Medine’ye gelip Müslümanlara sığındı. Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı. Mekkeliler Ebu Basîr’in iadesini istediler.  

            Ebû Basîr Medine’den Mekke’ye götürülürken muhafızlardan birini öldürdü. Kaçıp deniz kıyısında, Mekke-Şam yolu üzerinde bir yere yerleşti.

            Mekke’de Müslümanlıklarını gizleyen ve işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr’in yanında toplandılar. Ebû Cendel de kaçıp buraya geldi. Kısa zamanda sayıları 70’e, daha sonra 300 yükseldi. Ebû Basȋr ve adamları Mekkelilerin ticaret kervanlarını basıp, mallarını gasp etmeye başladılar.

            Mekkeliler Ebû Süfyan’ı elçi olarak gönderip, Mekke’den kaçan bütün Müslümanların Medine’ye kabul edilmesini istediler.

            Anlaşma yapılırken en çok ısrar ettikleri bu madde, yine onların isteğiyle kaldırılmış oldu. Böylece Kureyşin Şam ticaret yolu açıldı. Müslümanlar da anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular.

            Hudeybiye Barışı 2 yıl devam etti. Anlaşmayı Kureyş bozdu. İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi. Bizlerde ellerimizi üst üste koyup tıpkı Efendimizle  sahabe efendilerimiz gibi biat ettik. Evet, o gün sahabe Allah ve rasûlü yolunda ölümüne biat etmişti, bugün ise biz Allah ve rasûlunün davasına sahip çıkmak için biat etmeliydik. Efendimiz neyin mücadelesini vermişti?

            Allah’ın adını, birliğini anlatmak değil miydi?

            Zaman değişse de iman-küfür mücadelesi değişmiyordu. Ahir zamanda Rabbimizi ve efendimizi tanıtmak için üzerimize düşen vazifelerden yüz çevirmeyeceğimize, maddi-manevi bütün imkânlarımızla bu uğurda gayret sarf edeceğimize dair söz verdik. Gözyaşlarıyla birbirimize sarılıp sözümüze sadık kalabilme duasıyla âmin dedik yürekten.

            Daha sonra İhram namazımızı kıldık. Umremizin niyetini yapıp, Telbiye, Tekbir, Salâvatlarla otobüsümüze binip Harem’e hareket ettik. Umremizin tavafını, say’ını tamamlayıp, yapılan duadan sonra Merve’de tıraş olup ihramdan çıktık.

 

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 2377 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
ÖLÜM VE ÖMÜR17 Kasım 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi