Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 42 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

25 Aralık 2012, 01:27

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 42 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

Rabbim Rab’ce nida eder

Tövbe et bağışlayım der

Kul bunalır dar düşer

Korkma yanında ben varım

&&&&&&&&&&&&&&&&

Layık olmadığım halde

Lebbeykler daim dilde

Bin bir kaygım var gönülde

Korkma yanında ben varım

&&&&&&&&&&&&&&&&&

            Bu namaz Efendimizin Ashabına kıldırdığı son namaz oldu. Namaz bitince ashabına nasihat etmek hem de onlarla helâlleşmek istedi. Hz. Ali ve Abbas oğlu Fazl’ın yardımıyla ayağa kalktı. Minberin alt basamağına oturdu.

            Sonra şunları söyledi: “ Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim yaklaşmıştır. Her kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım, gelip vursun. Kimin ben de alacağı varsa, gelsin alsın! Şayet kısas talebinde bulunursam “Rasûlullah bana darılır” diye düşünmesin. Bana en sevimli olanınız hakkı varsa gelip benden hakkını isteyen kimsedir.”

            Cemaatten biri, ayağa kalkarak üç dirhem alacaklı olduğunu söyledi. Bu kişi Efendimiz adına bir fakire sadaka vermişti. Efendimiz hemen onu ödedi.

            Sonra sözlerine devam etti. “Allah bir kulunu, Dünya hayatı ve nimetleriyle, Ahiret hayatı ve nimetlerini seçmede serbest bıraktı. O kul Ahreti seçti” buyurunca Ebubekir hıçkırarak ağlamaya başladı. Sahabe Ebubekir’in ağlamasına anlam veremedi. Allah bir kulunu dünya veya Ahreti tercihte serbest bırakmış, kul da Ahreti tercih etmişti. Ebubekir’in ağlamasını gerektiren şey neydi?

            Hz. Ebubekir’in anlayıp da diğerlerinin anlamadığı O’ kul, Efendimizdi ve O, Ahreti tercih etmişti!

            Efendimiz: “Ey Ebubekir, ağlama! Bana samimi arkadaşlığı ve malı ile en çok yardım eden Ebubekir’dir. Ümmetimden birini dost seçecek olsaydım, bu Ebubekir olurdu. Fakat din kardeşliği, şahsi kardeşlikten üstündür. Ebubekir’in ki hariç mescide açılan bütün kapıları kapatın” buyurdu.

            Sözlerine şöyle devam etti: “Ashabım! Peygamberinizin irtihalini düşünüp telaş ettiğinizi işittim. Hangi Peygamber, ümmeti arasında ebedî kalmıştır? Bilesiniz ki ben de, Rabbime kavuşacağım, siz de bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer Kevser havuzunun kenarıdır. Benimle orada buluşmak isteyenler, ellerini, dillerini günahtan çeksinler” dedikten sonra, Hz. Ali ve Abbas oğlu Fazl’ın yardımıyla odasına döndü.

            Cumartesi günü Cebrail (a.s.) gelip hatırını sorduğunda, Kendisinin halsiz ve ağrılar içinde olduğunu söyledi. Üsame komutasındaki Suriye’ye gönderilmek üzere hazırlanan ordu, hazır olmasına rağmen o gün yola çıkmadı.

            18 yaşındaki genç komutan Hz. Peygamberi ziyaret ediyor, hazırlıklarla ilgili O’na tekmil veriyordu. Pazar günü Cebrail (a.s.) tekrar gelip ziyaretinde bulundu, yine hatırını sordu.

            Pazartesi günü kendisini biraz iyi hissetti. Sabaha yakın rahatlamıştı. Mescide açılan kapının perdesini aralayıp mescide baktı. Ashabın saf saf olmuş Ebubekirr’in arkasında namaz kıldığını gördü. Bu manzaraya çok sevindi. Onları tebessüm ederek seyretti.

            Sonra mescide geçti. Hz. Ebubekir Efendimizin geldiğini hissedince imamlığı ona bırakmak istedi. Efendimiz eliyle namazı tamamlamasını işaret buyurdu. Sonra Ebubekir’in arkasında durarak sabah namazını kıldı. Bu seferde oturarak kılmıştı ama imam Ebubekir’di.

            Namazdan sonra Hz. Âişe’nin odasına geçti. Perdeyi indirmek istedi lakin dermansızlıktan buna güç yetiremedi. Sahabe Efendimizin namaza gelişine sevinmiş, iyileşti diye ümitlenmişti. Bu Ashâb-ı Kiram’ın Efendimizin mübarek yüzlerini son görüşleri olmuştu.

  

            Bir gün önce köleleri ve hizmetçileri hürriyetlerine kavuşturmuş, onları salıvermişti. Yanında altı dinarı kalmıştı.Onların sadaka olarak dağıtılmalarını söyledi. Bu sırada yüksek ateşten bayıldı. Hastalığın telaşıyla sadakaların dağıtılması unutuldu. Hastalığı bir ara hafifleyince sadakaların ulaşıp-ulaşmadığını sordu. Dağıtılmadığını öğrenince derhal dağıtılmasını emretti.

            Giderken elinde dünyalık adına altın, gümüş namına bir şey bırakmak istemiyordu. Öğleye doğru tekrar ağırlaştı. Sık sık bayılıyordu. Benzinden kan çekilmiş, yüzü bembeyazdı.

            Torunları Hz Hasan ve Hüseyin’i yanına almış, öpüp kokluyordu. Yanındaki hanımlarına da son nasihatlerini yapıyordu. Hz. Fatıma başucunda: “ Vay babamın ızdırabına!” diyerek çaresizlik içinde ağlıyordu.

            Efendimiz : “Üzülme kızım, bu günden sonra baban hiç ızdırab çekmeyecek” diyerek onu teselli etti. Sonra onun kulağına gizlice bir şeyler söyledi. Hz. Fatıma hüzünlendi ve ağlamaya başladı. Sonra tekrar gizlice bir şeyler fısıldadı. Bu defa Hz. Fatıma gülümseyip sevindi. Sonraları Hz. Aişe bunun sebebini sorduğunda Hz. Fatıma; “ Kendisinin yakında vefat edeceğini söyledi, buna üzüldüm, ağladım. Ailem içinde bana ilk kavuşan sen olacaksın, dedi buna da sevindim.”diyecekti.

            Artık son anlarını yaşıyordu. Efendimiz başını Hz. Ayşe’nin sinesine yaslamış yatıyordu. Hz. Aişe‘nin kardeşi Abdurrahman odaya girmişti. Elinde bir misvak vardı. Efendimiz misvaka dikkatlice bakınca Hz. Aişe misvakı çok sevdiğini bildiğinden hemen misvakı alıp, ağzında yumuşatarak Efendimize uzattı.

            Efendimiz, onu mübarek dişleri arasında gezdirerek misvak landı.

            Bu sırada Hz. Üsame odaya girdi. Efendimiz onun başını okşadı, ona nasihat ve dua ettikten sonra: “Artık, Allahın bereketiyle git” diyerek hareket emri verdi.

            Cumartesi ve Pazar günü ziyarete gelen Cebrâil (a.s.) yine huzurdaydı. Cebrâil (a.s.) Efendimizin hâl-hatırını sordu ve beraberinde getirdiği Azrâil (a.s.)’in içeri girmek için izin istediğini söyledi.

            Efendimiz müsaade edince Azrâil (a.s.) içeri girdi ve Efendimizin önüne oturdu. “Ya Rasûlallah, Yüce Allah senin her emrine itaat etmemi bana emretti. Emaneti almamı emredersen onu alacağım, istersen sana bırakacağım.” dedi.

            Efendimiz Cebrail (a.s.)’e baktı. Cebrail (a.s.): “Ya Rasûlallah, Mele-i A’lâ seni beklemektedir.” dedi.

            Bunun üzerine Efendimiz. “Ya Azrail sana emredilen şeyi yerine getir.” buyurdu.

            Sonra: “ Lâ ilâhe illallah, Allah’ım, ölüm sıkıntılarına dayanmak için bana yardım et! Beni bağışla. Bana merhamet et!” diye dua etti.

            Efendimizin mübarek yüzleri sararıp, kızarıyordu. Sonunda nefesi daraldı, hareketleri yavaşladı. Ellerini yukarı kaldırıp üç kere mübarek parmaklarıyla semaya işaret ederek. “Allah’ım!, Beni refîk-i a’lâ’ ya (En yüce dosta) ulaştır.” dedi. Duadan sonra elleri yana düştü, parmaklarının arasındaki misvak yere kayıverdi. Gözleri açık olarak tavana dikili kaldı. Odaya enfes bir koku yayıldı. Hz. Aişe Efendimizin başını şefkatle kaldırıp yastığına koydu. Mübarek Ruhları, öğleden sonra Rabb-i Rahîm’ine

kavuştu.

Yazının devamı bir sonraki gün        

Bu haber 1996 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
SAYGILI SİYASET07 Aralık 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi