Haberci71.com -  Kırıkkale Haberleri
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Arınmaya yolculuk 14 bölüm

Fazlı GÜVENTÜRK

15 Kasım 2012, 11:57

Fazlı GÜVENTÜRK

Arınmaya yolculuk 14 bölüm

            Kalbi Mekke için Medine için yanıp tutuşan ve oralara ulaştığında 9 şiddetinde sarsılanlar için yazılmış, hem bir rehber olsun, hem yaşadıklarımızı anlatısın amaçlı bu yazılara vesile olanlardan Yaradan razı olsun..

 

 Şeytanın generali

            Ruhumuzu temizleyip tabiri caizse kilometreyi sıfırlamak ve yeni bir ruhi yaşama başlamak düşüncesi ile çıktığımız bu yolculuğun ilk brifinginde bizim hocanın söylediği güzel benzetme hoşuma gitmişti.

            Orada şeytanın generalleri olacak. Onlarla uğraşacaksınız.

            Türkiye’de şeytanın eri var, onbaşısı var, çavuşu var. Bizimle bunlar uğraşıyor. Zira bizim çok şükür imanlıyız. Ama bu iman ile oynaması için zayıf olduğumuzdan bu rütbedekiler yetiyor. Ama Kâbe’de Ravza’da onlar bize vız gelecek. Bizim orada ki yüklü maneviyatımız onları alt edecek. İşte o zaman orada bizimle Generaller uğraşacak. İşte orada bizim düşmanımız Generaller olacak. Şeytanın generalleri olacak.

            Evet doğru; bu ruhi yükleme olmadan Türkiye’de bizimle oynayanlar şeytanın çömezleri.

            Doğru pek doğru. Bizim manevi yapımız ile uğraşma aslında havaalanında başladı.

            Kesinlikle ama kesinlikle bin kere söyleyeceğim, ben bu umreden çok şey aldım. Her şey çok güzeldi. Bir şeyin kıymeti yitirilince anlaşılıyor. Şimdi içim yanıyor biraz daha şunu yapsaydım bunu yapsaydım diye. Baştan söyledim. Firmamız güzel, hocalarımız güzel her şeyimiz güzeldi. Kâbe’nin eksiğini yazmak, Mekke’nin olumsuzluklarını söylemek haddim değil. Burada paylaşılmak istenen bizim hatamızın ortaya konması ve bizim dışımızda olan bazı olayların ileride yaşanamaması içindir. Olası bir yaşanma durumunda ise hataya düşmeden sabırlı bir şekilde bu uğraşan şeytanın bertaraf edilmesidir.

            Havaalanında uzun süre bekleme ile başlayan can sıkıntısına ve gereksiz neden bekliyoruz düşüncesi ile başlıyor uğraşma. Bavulların teslimi, alınması ve pasaport kuyruğunda kontrol yapanların yavaş tavırları ile tabiri caizse gıdıklama devam ediyor.

            Bizim generaller bizim üzerimize pek havaalanı ile gelemedi, geldi gitti. Ama servis ile otobüs ile geldi oturdu.

            Cidde havaalanında otobüsün yolun ortasında durup bize bavulları yerleştirmek yerine tıkıştırmak ile başlayan süreç ile başlayan otobüs sorunu, Mekke’ye geldiğimizde şoförün yolu bilmemesi neticesinde gece otel aramamız ile devam etti.

            Mekke’de kaldığımız otel Hareme uzak. Yani mecburen servis ile gideceğiz. Birinci gün iyiyiydi. Firmanın temin ettiği servis ile gidiyor, ibadetimizi yapıyor gelirken çok fazla aramadan servisi bir yerlerde bulup binip geliyorduk.

            İkinci günden itibaren otelin anlaşmalar gereği olması gereken servisleri ile gidip gelme işi başladı. Daha doğrusu başlayamadı.

            Koster denen yarı otobüs yarı minibüs ile taşımacılık yapacaklar. Ama bir türlü kalktığı yer kalkacağı yer belli değil servisin. Her vakit başka yerden kalkıyor, her vakit yer değişiyor. Araç sayısı çok az ve yetişmesi mümkün değil. hal böyle olunca daha ikici günden başlayan bir servis sorunu çıktı ortaya.

            Servis olayını şöyle karikatürleştireyim.

            Teşbihte hata olmaz. Cumhuriyet meydanını harem kabul edelim. Otel Bahşılı’da. Otobüse biniyorsunuz ve devlet hastanesinin oraya geliyorsunuz. Sizin servislere daha yaklaşma izni verilmiyor. Orada inip otobüslere biniyorsunuz ve onlarla kültür merkezinin oraya geliyorsunuz. Oradan yürüyüp meydana ulaşıyorsunuz. Dönüşte mantıki olarak tersi olmalı. Ancak çıkıyor geliyorsunuz kültür merkezinin oraya, bekle yok servis otobüs. Uzun süre bekliyorsunuz ve gelen otobüse itiş kakış biniyorsunuz. Gittiniz hastanenin oraya. Sizin servis yok. Bekle bekle yok. Arıyorsunuz tercüman Mahmut abiyi, hocayı nerde bu servisler neden gelmedi bekliyoruz diyorsunuz. Onlar uğraşıyor diniyor, aha geldi aha gelecek derken bir saat bekliyorsunuz. Yanınızda bir sürü insan var herkes aynı durumda. Uzunuca bir süre sonra telefon geliyor. Servisler hastanenin oradan kalkacaktı ya. Yok, değişmiş. Makro’nun oradan kalkacakmış. Haydi ya oraya gideceksin ya taksi ile otele gideceksin.

            Taksi ile gitmeyi deniyorsunuz. Duan duruyor soruyorsunuz. Bazıları sadece Arapça biliyor. Türkçe yok, İngilizce yok. Anlaşamıyorsunuz. Pat çat anlaştıklarınız 20-39 riyale gideceği yere yüz riyal istiyor. Biliyor gideceğinizi.

            Tama diyorsun anlaşıyorsun bu sefer senin eşini alıp binip gitmen omuyor. Kadınlar orada yanlı kalıyor. Aldığını alıyorsun ama alamadıkların için içiniz rahat değil. Geliyorsun acı zulüm otele. Kendin için zaten dolusun ama orada kalan kadınlar için başlıyorsun mücadeleye.

            Servis konusunda galiba Şeytanın generalleri bastırıyor bizlere. Bizler mücadele etsek te savaşmak için onların taktikleri ile zorlanıyoruz savaşı kazanmak konusunda.

            Bugün böyle yarın başka türlü olur diye düşünmek zor. Her gün öyle devam ediyor servis konusu. Firma yetkilisi veya hocaların yapacağı bir şey yok. Aslında otel çok güzel durumda. Allah var hizmeti de güzel. zaten odaların genel anlamda temizliği başlangıçta yapılmış ince temizliği kendiniz hallediyorsunuz, başka bir hizmete gerek yok. Ama otelin bu servis hizmeti bizleri ibadetten soğutuyor. Son rekat namazı kılarken başlıyorsunuz servis olayını düşünmeye. Var mı? Yok mu? Geldi mi? Gelmedi mi? Aklınız kayıyor.

            Pek çoğumuz istediği zaman gidip gelme konusunda sıkıntı yaşadığından istediği randımana ulaşamadı.

            Hocalar sabır diyor. bende haklısınız sabredeyim ama haremin içinde sabredeyim. Koordinasyon bozukluğundan veya otelin hatasından veya hizmetin yetersizliğinden neden sabredeyim diyorum.

            Aslında o yaşadığım zaman içerisinde haklın olduğumu biliyorum. Sadece ben değilim elbet bu konuda sıkıntı çeken. Herkes konuşuyor, herkes sıkıntı duyduğunu ifade ediyor. Ama ilgililere anlatmaya gelince, ilgilere bu konunu çözülmesini isteme konusunda pek çoğu iki adım geri çekiliyor. Hal böyle olunca en kahraman Rıdvan gibi biz öne çıkıyoruz. Yine bu durumda şeytanın generalinin muhatabı bizmişiz gibi görünüyor.

            Sorun yirmi gün kaldığımız Mekke’de son haftaya kadar aynen devam ediyor. Son hafta azıcık düzelir gibi oluyor. Orada bazı işini yapması gerekenlerin aymazlığı yüzünden sıkıntı yaşadığımızı düşünüyorum.

            Bu konuyu kapatmadan şimdiki kafamla iki konuyu değerlendirmek isterim. Birincisi keşke ben hiç servis beklemeseydim. Her gidip geldiğimde taksi ile gidip gelseydim. Hiç servis konusuna bulaşmasaydım. Servis gelmiş gelmemiş beni hiç ilgilendirmeseydi. Toplamda kaç liraya mal olurdu. Gereksiz yere bilmem kimin bebelerinin koluna takacağı incik boncuğa vereceğimiz parayı taksiye verseydik de bu imtihanı olurken şeytanın generalinin her yumrukladığında bende ona bende ona tekme vursaydım. Belki ben kahramanlık yapıp herkes adına mücadele ettim ama yanlış yaptım yanlış.

            İkincisi ise; benim bu kadar serzenişime bir defa bile sesini yükselterek cevap vermeyen, sessiz, terbiyeli, alçak gönüllü, mütevazı, yapıcı, olumlu yaklaşan ve çözüm için kendini yırtan başta adaşım Fazlı abi, muhterem eşi, Bayram hoca, tercüman Mahmut ve yatıştırıcı tavrı ile ne zaman servisten şikayet etsem bir sahabe hayatı ile örnekleyen ve sahurlara kadar, sabahlara kadar sohbet edip sinirimi sükunete çeviren Bizim hocaya teşekkür etmek bir borç değil, bir sorumluluktur. İnşallah haklarını helal ederler.

            Şunu gördüm ama bunu belirtmeliyim. Kesinlikle umre ve hac ziyareti kutsal topraklara gelen hacılarımız mümkün olduğunca servisli otel tercih etmemelidir. Ben onu gördüm. Servis olmadığı yakın olduğu zaman çok daha rahat ibadet ederler. Canları isteyince giderler bir tavaf yapıp, gözyaşını döküp gelirler. Aksi halde servis bekle git, ibadeti yaparken servisi düşün. Olmuyor öyle gözyaşı falan dökülmüyor. Eğer geliyorsa gözlerinden yaş, o takvadan değil, can sıkıntısı veya servisli otel olduğundan pişmanlıktır. Elbette yeni yapılanma ile oteller daha dışarı çıkarılıyor. Belki servissiz otel kalmayacak. Ama o zamanda iyi araştırmalı ve servis işini çözmüş oteller tercih edilmeli. Tekraren yazıyorum biliyorum ama, öyle Generalle falan uğraşmamak için, kafan dinç beyninde otobüs düşüncesi olamaması için servissiz olmalı ki rahat olasın.

 

            Sıcak

            Umre ziyaretine çıkarken aklımızda doğruyu söylemek gerekirse Ramazanın zor geçeceği gelmişti. Daha önceden tecrübeli olanlar hep anlatıyordu. Hava aşırı sıcak oluyormuş, yerler yanıyormuş, asfalt erdiğinden sanki şantiyede yürüyormuş gibi sıcaklık varmış ve bu sıcakta oruç ibadeti bir yana diğer ibadetler bile yapılırken zorlanılıyormuş.

            Bizimde elbette bu dolduruşlar ile çıktığımız yolculukta zaten Cidde’de uçaktan indiğimizde şartlı olduğumuzdan o sıcak hava dalgasını gördük ve eyvah dedik, yandık. Ramazan zor geçecek. Nasıl bu sıcakta oruç tutacaktık. Hele benim gibi kilolu biri su içmeden bu sıcakta nasıl rahat olacaktım.

            Yok; yine yanıldım.

            Ne zaman başladığımı bilmediğim kadar eski zamandan beri oruç ibadetimi aksatmadan yapmaya çalışırım. Benim kontrolümde olmayan belki birkaç gün ancak orucu yemişimdir. Oda mutlaka olağan dışı bir durum vardır benden kaynaklanmayan.

            Operasyon oldu, sıcak oldu, soğuk oldu, rahat olduk, yatarak tuttuğumuz oldu, her türlü nimetin önümüzde olduğu zaman oldu. Ama ben ne abartıyorum ne tahkiye yapıyorum nede manevi yüklemem tam olduğundan böyle konuşuyorum. Ben hayatımda tutuğum en rahat orucu Mekke’de ve Medine’de tuttum. Ne susuzluk ne açlık. Resmen daha yeni başlamış gibi oruç tuttum şükürler olsun.

            Sıcak elbet var. Sabah namazından çıktığımda dereceye baktığımda 36 yı gördüm. Öğleye doğru kim bilir kaç oluyordur.

            Ancak; kaldığınız otel klimalı, odanız klimalı, otobüsler klimalı, taksiye biniyorsun klimalı, Kabe ve Ravza’da pervaneler şakır şakır çalışıyor. Sıkıntı olmuyor sıcak size. Belki yürüdüğünüz kadar güneşe maruz kalıyorsunuz. Olmasın mı oda? Olacak tabi ki.

            Tavaf alanı sıcak oluyor. Orada yok klima falan. Terliyorsunuz, aşırı terliyorsunuz. Ama susamıyorsunuz. Belki abartı gelecek ama öyle. Susamıyorsunuz. Bazıları psikolojik der, bazıları şükreder bu duruma bazıları yok canım diye cevap verir ama ben yaşadığımı biliyorum. O terlerden 10 kilonun üzerinde vermiş biri olarak söylüyorum. Terliyorum ama susamıyorum. İftardan sonra içiyorum zaten kana kana zemzemi.

            Şiddetle tavsiye ediyorum bir sebeple Türkiye’de oruç tutumakta zorlanan kardeşlerime oralarda oruç tutmayı.

Yazının devamı bir sonraki gün

Bu haber 3177 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
SAĞLIK HER ŞEY AMA YA SAĞLIKÇI11 Ocak 2018

HABER ARA


Gelişmiş Arama

REKLAMLAR



 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi